Siyaset 11.10.2017 10:18:25 1128 defa okundu

“Bir tek oyun ve oyuncu yok”

Mehmet Öğütçü ile yaptığımız söyleşinin bugünkü bölümünde Tunceli ile sürdürdüğü çözümlemelerinin ardından, Türkiye'ye dair sorulan sorular ve verdiği yanıtları okuyacaksınız. “Tunceli'de mini Davos düzenlenebilir” diyen Öğütçü, hedef koymak ve odaklanmak gerektiğine vurgu yaptı ve buna örnek verirken de Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in bir konuşmasına atıfta bulundu. Mehmet Öğütçü ile yapılan söyleşinin devamı...

Enerji sektöründesiniz. Buna rağmen Munzur Nehri üzerine HES yapılmamalı mı diyorsunuz?

Hayatım yıllarca enerji ile yoğruldu. Dünyanın her yerinde enerji yatırımları yapıyoruz, onları yönlendiriyoruz. Türkiye’de uzun süre hükümeti bu anlamda yönlendirdik. Dünyada iyi örnekleri ışığında enerji politikamız ne olmalıdır? Ne yapılmalıdır? Hem içeride hem de enerjinin dış bağlantıları, boru hatları, ithalat ve finansman konularında yönlendirmelerimiz oldu. Enerji hiçbir şekilde insan hayatından önemli değil. Gezegenimizde o kadar fazla enerji çeşidi var ki. Yüzyıllar boyunca enerji kaynakları değişim göstermiş, bir türünden diğerine geçmişiz. Odun ile başlanmış kömüre geçmiş, kömürden fosil yakıtlara şimdi de fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye, nükleere hatta onunda daha ötesi geliyor. Dolayısıyla ‘enerjiye ihtiyacımız var’ adı altında HES’i veya rüzgar gülünü yapmalıyız argümanını kabul etmiyorum. Şunu kabul ediyorum ki, bu ülkenin enerjiye ihtiyacı var. Çünkü; hızla büyüyen bir ülkeyiz. Dünyanın 16. büyük ekonomisiyiz, nasıl hesaplandığına bağlı olarak. Ve kendi enerji kaynaklarımız oldukça kısıtlı. Fosil yakıtların neredeyse % 98’ini, doğalgazda, petrolde %93’ünü dışarıdan alıyoruz. Bu anlamda enerji bizim için bir ulusal güvenlik meselesi ve aynı zamanda yumuşak karnımız. Hedeflediğimiz gibi, dünyanın 10 ekonomisinden birisi haline geleceksek enerjiye ihtiyaç kaçınılmaz. Ancak HES’lerin yarattığı enerji bir şey değil. Doğayı, ekolojik dengeyi bozduğunuz zaman geri getirmesi zordur. Enerjiyi farklı biçimlerde, her halükârda toplamak mümkün. Eğer HES bu bölgenin ekolojik dengesini bozacaksa ve halk için de sosyal hassasiyetler yaratacaksa, başka neler yapılabilir ona bakmak lazım. Burada güneş enerjisi önemli ancak binlerce metrekarelik alana yayılan panellerden ziyade küre şeklinde yapılan, teknolojinin getirdiği çok daha basit ve daha fazla depolama imkanı sağlayan güneş enerjisi araçları var. Bir de Keban’ın yanı başındayız. Türkiye’nin kurulu gücü. Zamanında Keban, Türkiye’nin elektrik enerjisi ihtiyacının % 20’sini ilk kurulduğu 70’li yılların ortasında karşılıyordu. Daha büyük yatırımlarla birlikte % 8’e kadar düştü. Ama Tunceli Keban’ın yanı başındaki bir il. Dolayısıyla böylesine büyük bir hidroelektrik santrali ana kaynaklarından, topraklarına yakın bu bölgede kurulu olan bir kentin öncelikle istifade etmesi lazım. Enerji sıkıntısı varsa eğer, Keban’dan getirilebilir, jeotermal kullanılabilir. Hatta gerekiyorsa doğalgaz çevrim santrali bile kurulabilir. Maliyeti yüksek olabilir, gazı dışarıdan aldığımız için ama ben şahsen inanıyorum ki doğa ile savaşmaya hiçbiri değmez. Gerekirse o maliyeti ülkemiz üstlenmeli. Nükleer santral inşa ediyoruz, ki ben buna karşı değilim prensipte, Türkiye’nin enerji karışımında yenilenebilir, fosil yakıtların ve nükleerin mutlaka yeri var. Olması lazım ama nasıl bir nükleer? Mersin Akkuya’daki nükleer santral yaklaşık 25 milyar dolara mal olacak. Ürettiği elektriğin fiyatı şu anda bizim ödediğimiz fiyatın iki katı. Acaba bunun emniyeti, güvenliği sağlanacak mı? Nükleerden çıkacak atıklar nasıl değerlendirilecek? Hükümet bu sorulara ikna edici yanıt almadan, özel sektörün bu konudaki çalışmasından emin olmadan, nükleere evet veya hayır yanıtını vermek doğru değil. Ama prensipte nükleere sahip olmamız gerekiyor. Çünkü birçok avantajları da var. Ancak orada oluşabilecek bir kaza, ülke açısından büyük bir felaket de olabilir. Dolayısıyla hem karbon emisyonlarının düşük olduğu bir enerji hem bu tür kazalara uğramayacak bir enerji olsun hem çevreyi kirletmesin. Yani bunların hepsini bir arada bulundurmak kolay değil. Enerji, sonuçta rüzgarıyla, hidrosuyla, güneşiyle, fosil yakıtlarıyla doğaya zarar veren biçimler ama o enerjiye de ihtiyacımız var. Önemli olan bunu nasıl minimilize ederiz, elimizdeki varlıkları nasıl koruruz. Ona bakmamız lazım.

 

Güvenlik dediniz söze başlarken. Peki sizce bölgede halk ile devlet nasıl barışır?

Bu kısa sürede olacak bir şey değil. Psikolojik tortuları yani geçmişi var bu konunun. Geçmişte yaşanan isyanlar, artı bunların kanla bastırılması, büyük kayıplar verdirilmesi, iki tarafın birbirini anlamaması, büyük güçlerin işin içine girmesi... Komplo teorilerine ben pek inanmıyorum ancak Türkiye ne yazık ki kendi başına bırakılacak bir ülke değil. Yani yumuşak karnı her zaman kaşınır. Uluslararası politikalar da vardır. Amerika şuan Çin’in yumuşak karnını bulmaya çalışıyor. Buldukları yumuşak karnı her zaman kaşımaya çalışırlar. Her ülkenin vardır böyle. Dolayısıyla bölgemizde dini, etnik hassasiyetler, geçmişe dair hayal kırıklıkları, düşmanlıklar, tarihte yaşanan olaylar tortu bırakmıştır.

Enerji ve su diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye açısından da çok önemli. Belki de ileride su savaşları yaşanacak diye senaryolar yazılıyor.

Bu aslında bu bölgeyle de alakalı biraz. Fırat Nehri, Dicle Nehri, Ürdün ve İsrail arasında Yarmouk Nehri. Yani bu sadece din ve mezhep savaşı değil, hem bölgede güç mücadelesi hem de olmazsa olmaz su ve enerji mücadelesi. Sonuç olarak her şeyin temeli gıdaya, suya ve enerjiye dayanıyor.

Sorunuzun cevabına dönecek olursak, benim gördüğüm, hissettiğim konuya çok vakıf olmadığım için pek bir şey söyleyemem ancak devlet hatasını anlamış, bu işin sadece baskıyla, sindirmekle çözümlenemeyeceğini, kalpleri kazanmakla, gönülleri fethetmekle yapılacağı konusunda izlenen politikadan görüyorum ki Tunceli ile barışmak adına ciddi çaba var. Elbette ki güvenlik risk unsurları, bunu her zaman tetikte tutacaktır. Bu hızlı gerçekleşecek bir süreç değil, zaman alacaktır. İnsanların inanması lazım. Yaşanılanlardan sonra bu kolay değil.

Gözlemlerimden biri de, Tunceli insanının çok fazla çalışkan olmadığı yönünde.

Birincisi; güvenlik riskleri dolayısıyla belli bir çerçeve dışına çıkamıyorsunuz.

İkincisi; ciddi şekilde işsizlik var. Devlet bunu sosyal yardımlarla karşılamaya çalışıyor ancak bu dünyanın her yerinde çok kötü bir stratejidir. İnsanları atalete sevk eden bir durumdur. Tunceli’yi çok iyi bilmiyorum ancak gördüğüm kadarıyla il dışında yaşayan Tuncelililerin buradaki yakınlarına gönderdiği paralar var. İyi yetişmiş insan gücü var, normalde bunun kalkınmayı tetiklemesi beklenir. Ama o insan gücü galiba doğru yerde kullanılmıyor. En fazla eğitim görmüş, okur yazarı fazla olan bir kent. Kalkınmanın, yükselişin temel unsurlarından biri insan gücüdür. İnsan gücü var Tunceli’de ama bir türlü kalkınmaya tahvil edilememiş. Ben olsam Tunceli gibi bir kenti, akıllı ekonomik yaklaşımla, doğayı kirleten, emek yoğun olan, ağır sanayilerden ziyade, pahada ağır yükte hafif bir eko turizme dönüştürürdüm. Munzur Üniversitesi Türkiye’nin yıldızı olabilir. İnsanları buraya çekebilirsiniz. Yeri son derece güzel. Genişlemeye elverişli altyapısı var. Ve neredeyse Tunceli’nin 3’te 1 nüfusu kadar öğrenci var.  Munzur Üniversitesi bilgi merkezi olabilir. Sanayi, turizm ve hizmet sektörüyle Munzur Üniversitesini merkezine alan çalışma yapılabilir. Genelde dünyaya bakarsanız, teknolojinin yaygın olduğu, teknoloji baskın sanayilerin öne çıktığı yerler insanların keyif alacağı yerlerdir. Dünyada bu tür yerler nasıl kalkındırılmış, potansiyeli nasıl değerlendirilebilmiş bunlara bakmak lazım. Sayın Vali Sonel’e de önerim Munzur Forum oluşturmak oldu.

 

“Tunceli’de Mini Davos Düzenlenebilir”

Yılda bir kere iş dünyası, akademisyenler, uluslararası uzmanların getirileceği mini bir Davos. Tabi güvenlik sorunundan dolayı ilk başta insanlar gelmekte tereddüt yaşayabilir. Korkulduğu gibi bir yer olmadığını gösterebilmek adına, Tunceli’ye dünyaca ünlü işadamlarını getirin konferans versin, on gazeteci getirin farklı yerlerden, gezdirin dolaştırın bölgeyi, daha sonra yazıp, haberini yapsınlar. Ünlü simaların buradan ev almış olmaları bile medyadan duyulup merak uyandırır. Tanıtımını iyi ve akıllıca yapmak lazım. Tunceli’nin daha da geliştirilmesi, istihdamının arttırılması, yatırımların iyi yapılması, güvenlik risklerinin azaltılması gerekli. İnsanlara, özellikle gençlere kaybedecekleri şeyleri gösterirseniz o zaman dağa çıkmaz. Gençlere imkan verilmesi durumunda dört bir elle sarılırlar. Bunlarda dediğim gibi biraz daha stratejik, akıllı düşünen, sadece yerel ile sınırlanmamış hatta Türkiye ile sınırlanmamış ve dışardaki Tunceli diasporası işin içine dahil edilebilir. Bu diaspora çok büyük güç elinizde.

 

Türkiye içerisinde yerel Erasmus uygulaması yapılabilir. Vali bey yerel Erasmus uygulaması yapıldığı ve Tunceli’den uçakla 200 kişi Afyon’a gönderildiğini orada gezip yeni arkadaşlıklar kurulduğundan, daha sonra Antalya’ya da 200 kişilik bir grup gönderileceğinden bahsetti. Bölgesel Kalkınma Projesinin şimdiye kadar 3 kere yapıldığını ve 4. sünün bu bölgede yapıldığını öğrendiğimde sayın valiye benim tavsiyem şu oldu; Bu projenin biraz daha entegre edilmesi, işin içine daha fazla öğrenci katılması lazım. Mesela çok güzeldi Ağrı’dan, Muş’tan, Kıbrıs’tan gelenler vardı. Bunu kentle bütünleştirmek lazım. Tunceli halkının bu gibi girişimleri, projeleri afişlerden öğrenmemesi lazım. Güvenlik riskinden ötürü  korktukları için sınırlı tutmuş da olabilirler.

 

Önerdiğim Munzur Forum Projesi memnuniyetle karşılandı. Bence Munzur Form’u hayata geçirelim. Ve gerçekleştirildiği anda öyle bir şey olsun ki, sadece Tunceli’ye yakın bölgeler değil, hatta Ankara, İstanbul değil dünyada da ses getirecek bir şey olsun. Küçük başlayarak, başarılı oldukça kendiliğinden büyüme gelecektir. Munzur bu projeye çok elverişli bir yer. Kente yakın bir yerde muazzam bir tesis yaratılabilir. Doğayla uyumlu. Hatta bu tesisin yapımı için bir yarışma da düzenlenebilir. Uluslararası mimarlar bu bölgenin doğal yapısına zarar vermeden, mimari yapısına dikkat çekecek şekilde projeler hazırlayabilir. Tunceli’nin simgesi bile olabilir. Toplantılar, etkinlikler Munzur Forum’da yapılabilir. Yerleşmiş bir algıyı değiştirmek çok zor ancak yeni algılar yaratarak olumsuz algıların üzerini örtebilirsiniz. Tunceli ile ilgili var olan algı: Bu bölgede terör olduğu, geçmişte yaşanan Kürt sorunları ve insanların bu bölgeye gelmekteki, ‘başıma bir şey gelir mi?’ kaygısı. İnternetten ‘Tunceli’de neler yapılır?’ diye bir araştırma yaptığınız zaman çok pasif aynı zaman da olumsuz yazılar görüyorsunuz. Dolayısıyla bu yönde çalışmalar yapılması lazım.

 

Diğer önemli husus ise Tunceli’yi Trabzon’a bağlayan karayolunun tamamlanmasıyla Tunceli’nin çehresi ve tarihi değişebilir, hem olumlu hem olumsuz yönde. Çok fazla insanın gelmesi tercihim değildir. Bu zaten her zaman iyi de değildir. Benim tercihim, doğası bu kadar güzel olan yerler için, kaliteyi çekmek. Kalabalığın çok olduğu yerde her zaman sorunlar oluyor, doğasına da zarar veriyor. Tunceli için özel bir mimari yapılaşma geliştirilebilir. Burada çok iyi taş ustaları var. Birkaç yapı projesi hazırlanabilir. Şimdiye kadar yapılan binalara bir müdahale yapılamaz tabi ki, ancak bundan sonrası için yapılaşmada Munzur Forum için bahsettiğim alan, doğal güzellikler zarar görmeden, görüntü kirliliğine neden olmadan yapılabilir. Keban’da Beyaz Saray diye bir yer var. Gelen VİP insanlar için yapılmış bir yer olarak düşünüyorum. Tunceli’de de 500 kişilik bir yer yapılabilir. Devlet destekler diye düşünüyorum. Konferans organizasyonları yapılabilir bu yerde, büyük şirketler yönetim toplantılarını burada yaparlar. Ancak hepsinin başı da sonu da güvenlik riski.

 

Peki Tunceli’nin ardından Türkiye’ye geçelim.  Türkiye ekonomisi üzerine “Geleceğimiz Asya’da mı?, Yeni Ekonomik Süper Güç Çin ve Türkiye, 2023 Türkiye Vizyonu: hayaller ve gerçekler” adıyla yayınlanmış kitaplarınız var. Nedir Türkiye’nin durumu?

Coğrafi konumumuza bakarsak Asya ile Avrupa arasında, üç tarafı denizlerle çevrili, kaynak zengini ülkelerle çevrili bir ülkeyiz. Türkiye için en akıllı strateji, menfaatleri ne ise dengeli bir şekilde her bölgeyle çalışabilen bir oyuncu olmak. Oysa, Türkiye çok güçlü bir şekilde dış dünyaya bağlı. Tek başına yaşayamaz. Enerjide, petrol ve doğalgazda %98 dışarı bağımlıyız. Türkiye’de para sıkıntısı var. Büyük yatırımların önemli kısmı için dışarıdan kaynak almak zorundayız. Türkiye’de teknoloji yok. En basit konularda bile her şey dışarıdan getirtiliyor. Gıda sektöründe eskiden kendi kendine yetebilen ülkeler sıralamasında ilk 7’de iken, bugün samanı bile dışarıdan ithal eder hale geldik. Türkiye’de tarım alanları öldürülüyor. Tohumlarda da İsrail’e bağlıyız. Turizmde Türkiye dünya sıralamasında ilk 3’e girebilecek bir ülke. Tesisleri de var yetişmiş insan gücü de var. Ancak biz hep daha kolay olsun diye ucuzcu turistler çekiyoruz. Kaliteli insan; müze, sergi, sanat gösterisi yani kalite arıyor.

İstanbul’un bugünkü nüfusu yirmi milyon, Türkiye’nin nüfusu seksen milyon. Ülkenin dörtte biri orada yaşıyor. Gelişmiş ülkelerde bunu göremezsiniz. Bir hesap yaptım, İstanbul’un nüfusu Anadolu’daki 24 kentin nüfusuna eşit. Orada harcanan para, yaratılan değer çok fazla. İstanbul Türkiye’nin parasını yutuyor.

Bu noktada da Tunceli örnek bir kent haline getirilebilir, o potansiyele sahip bir kent. Türkiye’de rastlanmayacak şekilde bir insan gücüne sahip. Muazzam fikirler çıkabilir. Mesela ben Bölgesel Kalkınma Konferansında dünya örneklerini anlattım. Endonezya ve Çin’den örnekler verdim. Üniversitedeki konuşmamda belirttim. İş bunu nasıl uygulamaya dönüştüreceğinizde. Ben öyle bir rapor hazırlarım ki şaşarsınız ancak önemli olan bunu nasıl uygulamaya dönüştüreceğinizde. Burada yaşayan insanlarla, firmalarla, aşiretlerle, devletin yapısıyla ileri geri bağlantılarını kurmazsanız kağıt üzerinde kalır. Çok güzel raporlar diye raflara kaldırırsınız ileri de kimse açıp bakmaz bile.

 

2023 Türkiye Vizyonu’nu da ben hazırlamıştım, bu konu ile ilgili 4 adet kitap yazdım. Hatta AK Parti seçim manifestosu olarak da kullandı. Orada da aynı konudan bahsetmiştim. Yani 3-5 danışmanla, rakamsal hesaplamalarla olacak iş değil. Önemli olan uygulanabilir, halkın isteğini yansıtan, herkesle görüşmeler yapılarak, iş dünyasıyla, köylülerle, işçilerle, özellikle genç liderlerle sonuçta bunu uygulayacak olanlar gençler, öyle bir çalışma çıkarırsanız insanlar sahiplenir. Diğer bir husus da; gençler çok önemli, yani nasıl bir gençlik yetiştiriyoruz? Çünkü gençler alıp ilerletecek, yürütecek projeleri. Gençleri hayatın içine katmamız ve yetiştirmemiz lazım. Siyasi partilerde, belediyelerde, valiliklerde, iş dünyasında, medyada erken yaştan itibaren işin içine katıp gençleri yetiştirmek zorundayız. Eğitim sisteminde pratiğe dönük uygulama yok. Yurt dışındaki eğitim, hayata dönük bir eğitim. İnterneti sadece oyun oynamak için kullanmamak lazım. İnternetle dünya elinizin altında. Eğitimi bu yönde yönlendirmeliyiz, daha pratik hayata dönük. Üniversitede Almanca okudum, ortaokul ve lisede okumuş olsam da pratiği olmadığı için Almanya’ya gittiğim zaman bir hamburger bile sipariş edemedim. Fransızca’yı Çinlilerden öğrendim. Eğitim çok önemli. Nasıl bir eğitim verileceği konusuna çok önem verilmeli. Dünya çapında bir eğitim verilmeli.

 

2023 Rüyası adlı bir çalışmanız var. Türkiye için 2023’te gerçekleşmesini beklediğiniz nedir?

2023 Rüyası çalışmalarına 1980’lerin ortalarında başladım. Çalışmamın Ak Parti ile ilgisi yok. İktidardaki bir partinin 2023 Rüyası çalışmamı icraata dönüştürmesi iyi oldu. Önemli olan Türkiye’dir gözüyle bakıyorum. 1985’ten 2023’e kadar olan 38 yıllık süreç ile ilgili 4-5 alan saptamıştık Türkiye için. Nasıl bir vizyon olur, temel ayakları nelerdir?

Birincisi; Türkiye’nin siyasi sisteminin yeniden mühendisliği. O dönemlerde yöneten bir siyaset yoktu, askeri darbeler, zayıf koalisyon hükümetleri, kısa süreli hükümetler, yolsuzluklar, rüşvetler vardı. Ciddi kararlar alıp devamını getirecek bir sistem yoktu. Benim rüyam, o zamanlar tek parti hükümeti, koalisyonsuz tek başına iktidara gelecek güçlü bir vizyon ile iki iktidar döneminde Türkiye’yi dönüştürebilirdi. O şansı elde ettik ancak 16 yıl oldu, farklı bir dönüşüm gerçekleşmeye başladı.

İkinci önemli husus; Türkiye’nin ekonomisiyle ilgili Uluslararası alanda rekabet olabilir. Somut öneriler vardı. Tarımda Türkiye’de yükselen sektörler nelerdir?

Üçüncüsü de eğitim, hatta birincisi bile olabilirdi. Çok önemliydi nasıl bir eğitim olacağı, eğitim sisteminin nasıl geliştirileceği. Yeni nesillerin hem öz değerleri, gelenekleriyle çatışmayan ama dünya ile de barışık ve bütünleşmiş bir eğitim şekli. Teknolojiye ve Ar-Ge’ye yatırımlar.

Mesela Çin, bugün ülkelerarası ortalamayı geçti Ar-Ge’ye ve teknolojiye yatırılan para konusunda. Çin teknolojiye fazlasıyla önem veriyor. Teknolojideki tüm rakiplerini alt edecek bir hızda ilerliyor. Bunun için güçlü bir iktidar lazım. İçerde de insanların çoğunluğunun değişik katmanlardaki insanların da benimsemesi lazım. Yani tek bir partinin vizyonu olmamalı, paylaşılan bir vizyon olmalı. Bu çalışmayı yapmaya beni sevk eden şey; Malezya’ya bir iş seyahati için gittiğimde, beni havaalanından alan taksi şoförü heyecanla bana Malezya’nın 2030 vizyonunu anlatıyordu. Öylesine benimsemiş ki yapılacak olanları, heyecanla anlatıyordu. O heyecanı orada yaşayan herkeste gördüm. Türkiye’de ben öyle bir heyecan görmüyorum. Raporlar çıkarılıyor, törenler yapılıyor ama halkın onu benimseyip, her kesimi ile CHP, MHP, HDP, Sivil Toplum Kuruluşları, iş dünyası ile sürükleyip götürecekleri bir şey olarak görünmüyor. 2023’e az kaldı. Bu kısa zamanda belirtilen hedeflerin olması mümkün değil.

 

Neden 2023?

2023, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıldönümü olduğu için. Bir milat olsun, insanları bir hedefe yönlendirirken bir istikamet göstermek lazım. 2023 geçecek, 2030 olur, 2050 olur bu hiç önemli değil. Ama insanlara bir hedef göstermek, bir tarih koymak, bunları bir çizelgede göstermek önemli.

Mesela; OECD’deyken (İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı) ilk Güneydoğu Avrupa ülkelerine bir yardım programı başlatmıştım. Onlar para alabilmek için reformlar konusunda ne dersek kabul ediyorlardı. Biz her söylediğimize evet demekle olmaz, gelen öneri sizin yapınıza uyuyor mu? Sizin için öncelikler nelerdir? Talebe dayalı olması lazım, OECD bunu size empoze edemez. Biz gördüğümüz şeyleri tahlil edip olması gerekenleri anlatıyoruz. Bunlara tarihler koyduk. Örnek veriyorum; Temmuz 2005’e kadar yapılacak olanlar belirtilip, sonuçları izlenecek diye aşamalı bir programlama olunca, ki arada şunu da eklemeliyim, Sayın Vali Sonel’in yaptığı gibi, konuşurken kendisinin bahsettiği yeni rekreasyon alanı yapılıyor ve Mayıs ayına kadar bitirmek istiyorum burayı diyor. Bir hedef koymuş, bir tarih koymuş. O zaman herkes ona ulaşacak şekilde mobilize edilmeli. Kendi haline bırakırsanız ‘seneye de biter, öbür seneye de kayabilir, bakalım bir nasıl gidiyor’ gibi bir tavır olur. Sayın Cumhurbaşkanının çok takdir ettiğim yanlarından birisi şu; Sonuç yönelikli bir adam. Hedef koyuyor, talimatı veriyor ve takibini yapıyor. Ankara’daki havaalanını yaparken inşaat firması 18 ay demiş sanıyorum. Sayın Cumhurbaşkanı, ‘10 ayda, şu tarihe kadar burayı bitirmenizi istiyorum’ demiş. Ve bitirildi aynı kalitede. Bu tür proje önderlerine ihtiyaç var. Bu işleri Cumhurbaşkanı yapamaz tek başına. Tek bir kişide bunların toplanması yanlış bir yöntemdir. Yüzlerce proje önderleri olması lazım. Sonuç yönelikli politikalarda kimin neyi yapacağı, hangi tarihte bitireceği çok önemli. Tunceli ile de ilgili böyle bir çalışma yapılacaksa örneğin; Tunceli 2030 Vizyonu. Ne olmalı onu ortaya koyup bu çerçevede hangi projeler, kimin ne yapacağı, hangi tarihlerde tamamlanacak, kaynakları nerden getirilecek gibi stratejik yol haritası çizilmeli. Halkın seçimlerde oy kullanmaya giderken hangi partiye oy vereceğini düşünmekten ziyade kıstas alacağı kriterler, bu hedeflere ulaşmakta kim iş yapabilir, kim öncülük yapabilir, kim en ehildir olur o zaman.

Söyleşinin devamı yarınki EMEK'imizde...

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

NÖBETÇİ ECZANE

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 7844
 Dün : 20599
 Toplam : 21405338
 Ip No : 54.82.81.154