Kadın & Sağlık 12.9.2017 13:11:50 387 defa okundu

“Bizi de başka ülkede farzedin…!”

Ormanlarımız yanıyordu. Çatışmalı süreçte, otuz yılı aşkın süredir devam eden bu acı bitmiyordu. Zaten nefessiz kalmıştık ölümlerden, öldürülmüşlükten. Tunceli EMEK Gazetesinden Hüsniye Karakoyun'un Tunceli'deki orman yangınlarına dair makalesinin tamamı:

Türkiye, Gürcistan’ın Borjomi bölgesinde bu yıl yaz aylarında çıkan orman yangınına müdahale için 1 uçak ve 2 helikopter gönderdi. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, bunun için “Ormanlar dünyanın ortak değeri” açıklaması yapmıştı.

***


İsrail’de geçtiğimiz yıl ülkenin 13 noktasında orman yangınları çıktı. Söndürmek için bu ülkeden aralarında Türkiye’nin de olduğu, Rusya, Yunanistan, Hırvatistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İtalya gibi ülkelerden yardım talep edildi.
Türkiye, yangın söndürme uçağı gönderdi.

 

***
2010 yılında Rusya’da orman yangınları çıktı. Bir çok noktada aynı anda çıkan yangınlar, sıcağın etkisiyle yayılınca, bu ülkenin talebi nedeniyle o dönem Türkiye'den 2 adet yangın söndürme helikopteri Rusya'ya gönderildi.

 

***
Şimdi Tunceli’de ormanlar yanıyor. Son iki aydır belli aralıklarla bazen bir bazen çokça yerde sürüp gidiyor. Haftasonu yine duman kaplıydı Tunceli’nin üzeri.

 

Bir zamanlar Tunceli’de vali olarak görev yapan Mustafa Erkal döneminde olmuştu bu yangınlar. Söndürülmüyordu. Açıklaması vardı; örtü üstü yangını. Sonra Mustafa Taşkesen aynı koltuktan aynı cümleleri tekrar ediyordu; örtü üstü yangını. Şimdi Sayın Tuncay Sonel, Haziran sonlarında atandığı Tunceli Valiliği koltuğundan yanan ormanlar için diyor ki; örtü üstü yangını.


Biliyorduk ki, her dönem ormanlarımız yanıyordu, tıpkı 30 yılı aşkın süredir çatışmalı ortamın yaktığı yüreklerimiz gibi…

 

Bunca acı, kasvet, kaosun arasına doğduk. Çaresizliğin en diplerinde dolanır olduk. Sol-sosyalizm, devrim, Kürt halkının bağımsızlığı adına yola çıktığını söyleyenler de öldürüyordu, güvenliğimiz söylemi içinde olanlarda. Ölüyorduk işte öylece…


Her yanımız buza kesmişken, ta çocukken öğretmişlerdi bize, “Her ağaç 100 kişiye oksijen verir” diye. Sevmiştik bu nedenle ağacı. Yanarsa nefessiz kalırdık. Sonra biz öğrettik devraldığımız öğretmenlik makamından, tahta başında bir şeye benzetilemeyen ama altına “bu ağaçtır” diye yazdığımız figürlerle, ağaç sevgisini, ormanları…Çünkü bize öğretildiği gibi, biz de onlara diyorduk, ağaç nefes kaynağı diye.

 

Sabahları başımızı kaldırdığımızda yatak odasının camından dahi gözümüze ilişen bir ağaç dalı yahut ilkbaharda yeşil, sonbaharda sararan yaprağı dahi bizi mutlu ediyordu.

 

Oysa sararan yaprak, sonbahar, hüzün ve burukluk demekti. Çünkü hayat ile özdeşleştirilir, yaşlılık diye tanımlanırdı.


Bizi kesmiyordu bu tanımlama. Öylece sevmiştik yani. Varsın sonbahar, sararan yaprak hazanla özdeşleştirilsindi.

 

Şimdi ormanlar yanıyor. Bir ağaç 100 insana nefes demiştik, şimdi onlarca ağaç kafa kafaya vermiş yanıyor işte. Son iki aydır belli aralıklarla, özel güvenlik bölgesi ilan edildi diye gidilmeyen, görülmeyen, söndürülmeyen yerlerden belki artık görünmek çabasıyla, yangının dumanı Tunceli’nin üzerine düşmeye başladı son zamanlarda. Nefessiz bırakıyor, yanık kokuyor kent.

 

Gürcistan’da, İsrail’de, Rusya’da yanan ateş bizi etkiliyordu da, Tunceli’deki yangınlar sanal dünyada sadece yurt dışında yaşayan, İstanbul-Ankara gibi metropollerden mahlaslı, gerçekliği olmayınca etkinliği de olmayan, çoğu ABD’deki orman yangınlarındaki acı kareleri servis edip “Dersim’de orman yanıyor.

 

Geyikler böyle yandı” diye paylaşan, kendine hayrı olmayan bu insanların haliyle orman yangınlarının söndürülmesinde de bifaydasız halleri “Teyit.org” adlı haber ve foto teyidi yapan dünyanın da diline düşürüyordu bu durumu.

Diyordu ki, Teyit.org “Bu paylaşılan Dersim yanıyor fotoları, Amerika’daki 2013 yılındaki bir yangına ait”

 

İşte buydu ahvali şeriatımız. Ormanlarımız yanıyordu. Çatışmalı süreçte, otuz yılı aşkın süredir devam eden bu acı bitmiyordu. Zaten nefessiz kalmıştık ölümlerden, öldürülmüşlükten. Çünkü; ölümüne sevindiğimiz tarafımız yoktu ki…! Sadece bitsin istiyorduk. Nasıl küstülerse, öylece barışsınlar istiyorduk. Arada-sırada müzik dinledik, halay çektik diye kendimizi suçlu hissetmediğimiz, umudu-mutluluğu-sevinci ve gülmeleri çoğaltmaktı isteğimiz. Yanıbaşımıza düşen ölü sayısı değildi ki mutluluk kaynağımız.

 

Şimdi yine yanıyor ormanlar. Örtü üstü yangını deniyor duruma. İçten yanmalı 30 yılı aşkın bu çatışmalı sürecin bizde yarattığı tahribatı gömdüysek yüreğimize, dışımız ayakta diye içimiz çürümedi mi sanırsınız? Biz, ölenin kim olduğuna bakmadık ki hiç.

 

Öldü işte.

 

Yandıysa bir annenin yüreği, ülke yandı. Yandıysa bir ormandaki meşe ağacı, Rusya’da, Gürcistan’da, İsrail’de, Tunceli’de, yürek yandı. Gelecek yandı. Mutluluk yandı. İnsanlık, çocukluğumuz ve çocuklarımız yandı…

Bu yangının dumanı sadece bizce mi solunur ki?

Hepimiz aynı gökkubbe altındaysak, başka diyarlardaki ormanlara varda uçağımız, o uçaklar yani o sınır ötesi giden uçaklarımız, neden gelip bir sorti suyu da boşaltmaz Tunceli’deki yangınların üzerine? Yoksa gidip başka ülkeden mi seslensek…?

“Tunceli’de ormanlar yanıyor…Lütfen ne olur söndürün diye….”

***

Hüsniye KARAKOYUN/Tunceli EMEK Gazetesi

Tunceli EMEK Gazetesi’ni internette: www.tunceliemek.com.tr

Facebook’ta: Tunceli EMEK Gazetesi

Twitter’da: @TunceliEMEK adlı sayfadan takip edebilirsiniz…

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

NÖBETÇİ ECZANE

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 211
 Dün : 14744
 Toplam : 20983873
 Ip No : 54.80.60.91