Hüsniye KARAKOYUN 10.9.2018 11:04:36

İtinayla deli yaratılır….

tunceliemek@yahoo.com

 

1990’lı yıllarda, devlet köyleri boşaltarak çatışmalı süreci bitireceğini sandı. Köyler boşaltıldı, insanlar yerlerinden-evlerinden-köylerinden-toprağından koparılıp nereye gideceklerine, ne yiyip ne içeceklerine bakılmaksızın “Gidin” denildi.

O gidenlerin bir kısmı büyük şehirlere savruldu. Bilmedikleri, sadece televizyonlardan izledikleri o büyükşehirlerdeki çarkın dişlileri arasında öğütülenlerde oldu, savrulup kötü yollara düşenler, bu sürgünü özümsemeyip hastalıklara yenik düşenlerde.

Bir kısmı kentin merkezine sığındı. Burada devlet denen mekanizma kendisine prefabrikten konutlar, bazılarına kira yardımı, öğle ve akşam yemeği, kömür, odun, harçlık vermeye başladı. Çocuğa giyim ve kırtasiye yardımı, boşanan kadına dul maaşı, okula başlayan çocuğa kız-erkek ayrı ayrı paralar verilir oldu.

Artık, köy yerinde devlet kimdir bilmeyen, ineği, koyunu, keçisi, tarlası, bostanı, bağıyla hayatını idame ettiren o insanlardan itinayla birer asalak yaratılmak isteniyordu.

Öyle de oldu…

Bir süre sonra o gidilmeyen, yolu olmayan, yıkık-virane köylere “dönebilirsiniz” denmeye başlandı.

Adı da Köye Dönüş ve Rehabilitasyon’du.

2000’li yıllardaki köy sevgisi yaratma çabası çok tutmadı.

Ağaçlar kurumuş, evler yıkılmış, kurda-kuşa yuva olmuş o köylere dönmek isteyenler de oldu, kadınların kentli yaşamdaki rahatlığa adapte olmasından ötürü erkeklerin “gidelim” iç geçirişine “Gidiyorsan git. Ben gelmiyorum” diyenler de…

Tunceli EMEK Gazetesi 2004 yılında yayın hayatına başladı. Öncesi belki vardı ama gazete olunca tam orta yerinde durduğumuz bu düzlemde, gördük ki, devlet-millet birbirini aslında hiç sevmedi ve sevemeyecek.

İstisnasız 15 yıldır her yıl orman yangınları olur. Bir grup yurtdışında veya il dışında yaşayan sefilin çıldırtmaları da eklenince, itinayla tozutmamıza ramak kaldı.

Ormanlar yanarken elbet yazıyoruz duyduklarımızı ve gördüklerimizi. Bazılarını görme imkanımız yok çünkü özel güvenlik bölgesi ilan edilen yerlere giriş yasağı var. Zaten Tunceli’de insan çalıştırmak, bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülük. Bu nedenle şayet birine karşı sivrildiniz ve öc alma duygusu geliştirdiyseniz, bedduanız “çalışanlarınız Tuncelili olur inşallah” menşeili bir cümle olsun. Tutarsa zaten yandığının resmidir.

4 dükkan öteye gönderemediğimiz, işe girdiğinin ilk ayında yıllık izin hesabı yapan üşengeç personeli, “neden Aliboğazı mevkiine göndermiyorsunuz?” diye soranlara, bedduam da yukardakindendir bilinmeli.

Millet-devlet karşılıklı sevemedi birbirini. Bu orman yangınları da bunun göstergesi. Tunceli Valileri 15 yıllık gazete geçmişinde, ormanlar yanınca hep aynı açıklamayı yaptı: “Örtü altı-örtü üstü yangını”

***

İnsanoğlu hep başladığı yere dönüyor. Toprak ve doğa sevgisi de bunun göstergesi. Kirletilen, yanan, görmezden gelinen doğaya karşı her hunharca saldırı, aslında hepimizin geleceğinin çalınması, sağlığımızın bozulması, kirlenen havayı soluyarak usul usul öldüğümüzün resmidir.

Bu orman yangınları ile devletin son yıllarda tarımı teşvik edeceği teziyle verdiği destekler, projelerle dağıttığı paralara rağmen, gördük ki herkes ötekine karşı gayri-samimi.

Tunceli’nin Hozat ilçesine bağlı bir köyünde yaklaşık Bin dönüm arazimiz var. Ekip-biçmek ve iyi tarım uygulamaları yapmaktı niyetimiz. İki kardeş kendimizce bu yıl  ektik bazı tarlaları. Öncesinde toprak analizi vs.

Nohut ektiğimiz iki tarla ve yaklaşık 30 dönümlük araziden bir kilogram dahi nohut hasat edemedik.

Nedeni domuzlar…

Tüm aşiretine haber veren domuzlar, bir geldiğinde tarlanın yarısını telef edip gitti. Nitekim; Zaten çok hızlı üreyen bir hayvan. Köyler boşaltılınca yaban hayvanlarının dengesi de, beslenme şekilleri de değişti. Eskiden köyde onca yıl yaşanmışlığa rağmen görmediğimiz domuz, ayı, tilki gibi yaban hayvanları artık Tunceli merkeze kadar iniyor ve elle beslenenler dahi var.

Köylerde bunca zarara rağmen, zaten üç-beş insanın kaldığı yerlerde üretim yapılamıyor. Nedeni domuzlar.

Domuz vurmak da yasak. Vurursanız Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü para cezası veriyor. Geriye domuzun gırtlağına yapışıp, “Sen bunu bize nasıl yaparsın” demek kalıyor ki, sülalesini toplayıp gelen bu vahşi hayvana yaklaşmak için çok bilenmek lazım ama o sırada da Almanya’da, Fransa’da, Avusturya’da oturup bir kez olsun bir kedinin başına dahi el sürmemiş, İstanbul-Ankara gibi illerdekilerin de eklendiği riyakar hayvanseverlerin (!) tepkileri geliyor gözümüzün önüne. 

Domuzu insandan daha çok seven bu doğaseverlere acıdıktan sonra, aklıma üç yıl önce Hozat bölgesinde çıkan orman yangınına Tunceli Belediye Eşbaşkanı Nurhayat Altun’un acı acı çağrısı düşüyor da, “tanımasak sizi inanacağız” demek geliyor içimden, yüksek sesle, bağır-çağır halde.

O dönem orman yanıyor ve biz de haberleştiriyoruz. Yangına müdahale için giden Orman İşletme Müdürlüğüne ait araçları PKK örgüt üyeleri yakınca, personel gönderilmeyeceği düşünülüyordu. Orman yangınlarını yazınca, Altun birkaç kişiyle birlikte yangın alanına gitti. Baktılar ki bu gidenlerle sönecek gibi değil. Çağrısı vardı ve de kızgınlığı; Kahvehanelerde, birahanelerde oturanlara sitem edip niye gelmiyorsunuz diyordu Nurhayat Altun.

Sonra çevre illerden birkaç insan geldi ve yangın kontrol altına alındı.

Şimdi orman yangını duyduğumuzda arıyoruz varsa yakınında köy, muhtarıyla konuşuyoruz, söndürüldüyse Tunceli Orman İşletme Müdürü Özcan Yüksel’den teyit ederek onu da paylaşıyoruz okurlarımızla…

İşte tam da bu noktada halimiz içler acısı…

Efendim İsa ile Musa arasında gelgitler yaşayan her iki tarafında derdinin basın ile olması yaman bir çelişki değil mi?

Kayyumcu diye buyurmuş iki zatı alçak bize dair…Sorsan kayyum da kendisine karşı olduğumuza inandırılmıştır muhtemelen.

Şimdi sorarım size; tarımı domuz vurdu, domuzu biz vuramıyoruz, ormanı askeriye yakıyor, yangına gideni örgüt vuruyor, kent güzelleşiyor ama ona rağmen sınırlı sayıda haber yapıyorsak, orman herkese nefesken nefessiz bırakmaya vakfettiyse kendisini birileri, defalarca yazdıysak ortarefüjü ve gelip yaptıysa bunu şimdiki vali, olsa da kayyum, ki kayyumluk kendi talebi değil devlet memurluğunun gereğiyse, gerçekten suçlu kim…?

Adalete taşınanları tespit edip cezalandırmıyorsa Tunceli’deki savcılar, gözleri bağlı Adalet Tanrıçası suçlu…

Ya da Rahip Brunson…!

Hüsniye KARAKOYUN/Tunceli EMEK Gazetesi

 

 



SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 8169
 Dün : 17287
 Toplam : 30132198
 Ip No : 54.92.148.165