Kendi Ülkemizde Yeşertemediklerimiz

Üniversite Hastanesi Nöroloji Kliniğinden tanıdığım bir doktor, beni hasta bir Türk işçi kadının tercümanlığı için çağırmıştı. O yıllarda ekonomik dar boğaz nedeniyle Almanya, daha düşük ücret aldıkları için sadece kadın işçilerin Türkiye’den gelmelerine izin veriyordu. Bir yıl sonra, bir iş bulabilirlerse eşlerini Almanya’ya getirtebiliyorlardı. Bu hasta hanım da kocası tarafından gönderilenlerden biriydi. Esas hedef eşinin de bir yıl sonra oraya gelmesi. Bu bağlamda birçok farklı durumlar, boşanmalar, izini kaybettirmeler de olmadı değil. Önce hastayı dinledim:

-Denizli Honaz’da eşim çiftçiydi. Verimli bağlarımız, hayvanlarımız, bahçelerimiz, çok iyi komşularımız vardı. Ben de evde her ay bir halı, belki bir de kilim örer ve toptancımıza satardım. Eşim inat etti ve beni buraya gönderdi. Karaormanlar’da etrafta bir köyün bile olmadığı, dağ başında, turistik bir otelde bulaşıkçı olarak işe başladım. Her sabah erkenden işe başlıyor, akşamları da otelin çatısındaki odama dönüyordum. Üç buçuk aydır ne konuşacak bir arkadaşım ne de dışarıda gezeceğim bir dükkân bile yok. Bunalmamak için akşamları biraz yola çıkıp gezinsem Honaz aklıma geliyor. O güzelim düzenimizi bozduk. Eşim de geleceğim diye iki bahçeyi satmış.

Çıldıracağım.

Doktor çok anlayışlı davrandı. Tedavi için bir ay hastanede tuttu. Ayrıca o işte çalışamayacağına dair de bir rapor düzenledi. Bir ay sonra aynı hastanenin mutfağında öteki Türk kadın işçiler ile beraber işe başladı.

Bir başka nörolojik olay

Çok çelimsiz ve çok cimri bir işçi, yıllarca çalıştığı fabrikanın Türk işçiler için kurduğu barakada yaşıyordu. Sütü sulandırarak içer, tıraş için jilete para vermez, arkadaşlarının attığı jileti bardakta tekrar keskinleştirerek kullanırdı. Yemedi, içmedi sadece Mark biriktirdi. Birikimi üst boyutlara geldiğinde korktuğundan, kendisi gibi cılız kardeşini de aynı fabrikaya getirtti. Bu sefer çok sağlıksız yaşayan iki kişi biriktiriyor ve sürekli bankaya gidip paralarının durup durmadığına bakıyorlardı. Yanılmıyorsam ilk Ecevit hükümeti döneminde bir kur ayarlaması ile Türk lirası iyice değer kaybetti. Birikimleri, Türk lirası olarak, bir günde inanamayacakları bir boyuta ulaşmıştı. Sürekli bana geliyor ve beyaz elbiseli kişilerin kendilerini takip ettiklerini, zorla birahaneye davet ettiklerini söylüyor ve korkuyorlardı.

Sonuç yine nöroloji kliniğinde kararlaştırıldı:

“Ruh sağlıkları aşırı tahrip olduğundan iş yapamayacakları. Malulen emekliliklerinin bağlanması ve Türkiye’ye kendi rızaları doğrultusunda gönderilmek üzere vasi olarak Stuttgart Türk konsolosluğuna kendilerinin ve banka hesap cüzdanlarının teslimi en iyi çözüm olacaktır” Ruh sağlığı bozuk kişinin kendi rızası doğrultusunda nasıl karar veriliyorsa ???

Ben bu iki kardeşin sapıtması olayının gerçek mi yoksa rol mü olduğuna karar verememiştim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Yılmaz Savaşçın - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tunceli EMEK Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tunceli EMEK Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tunceli EMEK Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tunceli EMEK Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Yeni seçilen belediye başkanları sizce ne tür çalışmalara öncelik vermeli?