4 Mustafa 1 Tunceli...? (Tamamı)

Tunceli’nin Mustafa’lardan yana çektiği çile, 15 Ağustos 2012’de Mustafa Taşkesen’in kentten ayrılmasıyla sona erdi. Yani öyle olduğunu umut ediyoruz. Son on iki yılı Mustafalar geçidine sahne olan Tunceli’nin, bu kayıp yıllarının muhtemel ve ne acıdır ki kimse ne hesabını soracak nede hesabını verecek bir muhatap bulacak. Boş gezmeyi ve boş konuşmayı en büyük sosyal etkinlik sananların çoğunlukta olduğu bir kentte, afaki düşler kurmanın anlamı yok.

Hafızası yüzeysel bu ülke vatandaşlarının yansıması Tunceli’de, valilik koltuğunu Adalet ve Kalkınma Partisinin üç hükümeti süresince bir birinin türevi Mustafalar devralırken, biz bu talihsiz dönemi Vali Hakan Yusuf Güner’in atanmasıyla mutlu sonla kapattığımızı umut ederek, on iki yıllık bir yolculuğa çıkaralım sizi ister misiniz?

Mustafa Erkal Dönemi (2000-2007)

Mustafa Erkal, 2000-2007 yılları arasında Tunceli’de görev yaptı. Erkal, çok sessiz konuşması, aslında yanına gidenlerle hiç konuşmamasıyla tanındı. Az ve öz (!) birkaç sözcüğü duymak için çoğunlukla yığınla atraksiyon yapmaları gerekirdi yanına giden konukların.

Gerçi hatırı sayılır dostları (!) da oldu elbet. Her dönemin adamlarıydı bunlar. Bu hatırı sayılır dostlar, vali sayesinde hayli hatırı sayılır kazançlar da elde etti. Tunceli Valiliğine o dönemde hükümetçe çok fazla kaynak aktarıldı. Zira iktidarın ilk yıllarıydı ve hükümet olan Adalet ve Kalkınma Partisi Tunceli’yi aykırı ve muhalif kimliğiyle kazanılacak bir kale olarak görüyor ve istiyor, kazanmak için iştahlandırıyordu.

Ancak dönemin Valisi Mustafa Erkal, hükümetin bu isteğiyle hiçte paralel davranmıyor, kaynakların heba edilmesinin en acı örneklerinin sergilenmesine çalışıyordu. Tunceli, bu talihsizliğe mahkum edilirken, Erkal daha sonra milletvekili adayı olarak uğrunda valilikten istifa ettiği Milliyetçi Hareket Partisi’ne şirinlik yapmak adına Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde Devlet Bahçeli’nin dev posterini asıp tüm Tuncelililer adına teşekkür edip şükranlarını sununca, halkın büyük kısmı etmediği teşekkürden ötürü çileden çıktı. Taşkınlık o denli büyüdü ki, büyük bir kalabalık askeri araçlarla polis araçlarına saldırdı. Halk tarafından sevilen dönemin İl Güvenlik Komutanı Tümgeneral Dursun Bak’ın araya girmesiyle saatler süren olaylar ancak yatıştırılabildi. Bir süre sonra Mustafa Erkal merkeze alındı. Yerine Ali Cafer Akyüz atandı. Vali Akyüz, 2004 yılında Erkal’ın mahkeme kararıyla görevine iade edilmesiyle merkeze alındı. Tunceli, Vali Ali Cafer Akyüz’ü çok sevdi. Gittiğinde uzun süre geri gelmesi için imza kampanyaları başlatıldıysa da, Erkal Tunceli’de görev yapmaya devam etti.

2007 Erken Genel Seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisinden (MHP) Milletvekili adayı olan Mustafa Erkal, seçimi kazanamadı. Uzun süre Tunceli’ye geri gelmek için uğraştı ve çok sevildiğini iddia ettiyse de başarılı olamadı. Merkeze alınan Erkal, hala merkezde tutuluyor.

Mustafa Erkal, Tunceli’de en çok protesto edilen vali olarak da dikkat çekti. “Vali defol. Vali istifa. Vali şaşırma sabrımızı taşırma.” sloganları en çok O’nun zamanında Tunceli’de yankılandı.

Erkal’ın kendisinin bizzat anlattığı traji-komik bir olayla bu hatıra yolculuğunu tamamlayıp Yaman Dönemine geçelim.

Mustafa Erkal başında da söylediğimiz gibi, dakikalarca konuştuğunuz halde tepkisizliğiyle bilinirdi. O dönemde yanına giden köy muhtarlarından biri köyünün sorunlarını anlatır. Uzun süre çırpınır, bakar ki validen hiçbir reaksiyon yok. Dışarıda da vali hakkında anlatılanlardan hareketle olsa gerek, kalkarken valinin elini vedalaşma amaçlı sıkarken “Sayın Valim ben de faşistim. Ben de sizdenim.” der.

Amaç ortak paydada buluşmak ama nafile (?)

Mustafa Yaman Dönemi (2007-2009)

Mustafa Erkal’ın görevden ayrılması sonrasında Tunceli’ye Mustafa Yaman atandı. 2007-2009 yılları arasında ilimizde görev yapan Yaman, yaygın medyada özellikle seçim öncesi dağıttığı beyaz eşyayla hayli haberlere konu oldu.

Mustafa Yaman’ın Adalet ve Kalkınma Partisi adına hareket ettiği ve parti çalışmaları yaptığı konusundaki yaygın kanı, vatandaşlar arasında çokça rahatsızlık yarattı.

Valilik makamında köklerinin derinlerde olduğu çok sonra öğrenilen kendisinden sonra gelen koltuğu devrettiği Mustafa Taşkesen’in de alttan alta yaydığı ve yaygınlaştırdığı bazı spekülasyonlarla gittikten sonra dahi yıpranan bir vali oldu.

Vali Yaman Tunceli’den Giresun’a atanırken, Taşkesen Giresun’dan Tunceli’ye atandı.

Çapraz yer değiştiren bu valilerin, birbirine geçmişe dayalı sempatileri olduğu (!) tarafımızdan sonradan öğrenildi.

Mustafa Taşkesen Dönemi (2009-2012)

Mustafa Taşkesen Tunceli’de valilik makamında şifreli kapı geleneğini başlatan isim oldu. Sık sık İnsan Haklarına vurgu yaptı. Oysa çok geçmeden bunların içi boş söylemler olduğu anlaşıldı. Tunceli’ye atandığında gazetemizin mail adresine gönderilen bir video vardı. Videoda Vali Yaman ve Taşkesen’e yer verilmişti. Yaman’dan iyi oynardı diye bahsedilirken, yaygın medyada yer alan bir görüntüsü yerleştirilmiş, ancak Mustafa Taşkesen’den daha tanıdık cümlelerle söz edilmişti. Muhtemelen gönderen Giresun’dan biriydi ve Yaman’ı yaygın medyadan gördüğü kadarıyla, Taşkesen’i ise orada bulunduğu için daha yakından tanıyordu. Slaytta Taşkesen için en dikkat çekici cümle ise şöyle; “Yayın evi gibi çalıştı. Çok söz verdi. Hiç birini tutmadı.”

Slayt; “Tunceli ve Giresun cezalandırılmaya devam ediyor. Hayırlı olsun” temennisiyle (!) sonlanıyordu. (18 Haziran 2009 Perşembe saat: 14:24’te [email protected] mail adresinden, gazetemizin [email protected] mail adresine gönderilen videoyu Tunceli EMEK Gazetesinin facebook sayfasından izleme imkanınız var)

Taşkesen tamda hakkında hazırlanan bu slayt gösterisinde olduğu gibi çokça söz verdi ancak hiçbirini tutmadı. Taşkesen, valilik sitesinden en çok haber tekzibi yapan vali olarak da dikkat çekti. Yaygın medyada yapılan her haberi önce sahiplenir ardından valiliğin resmi web sayfasından tekzip ettirirdi. Tunceli EMEK’in “Vali Yine Çark Etti” başlıklı makalesi de bu duruma ilişkindi. (Makaleyi http://www.tunceliemek.com.tr/haberdetay.asp?bolum=3322&uyeid=0 Bu linkten okuyabilirsiniz)

Taşkesen’in Tunceli icraatlarında soyadıyla mütenasip olaylar çokça cereyan etti. Halk deyimiyle hallaç pamuğu gibi oradan oraya adam savurdu. Sürdüğü bir çok kamu görevlisi oldu. Bu sürgünleri haklı kılmak için Ankara’ya kadar bizzat gitmeyi de ihmal etmedi.

Sürdüklerinin neredeyse tamamı açtığı davalarla bir bir geri döndü. Davalarda, mahkemeler hep idarenin haksız tasarrufta bulunduğuna hükmetti.

Mustafa Taşkesen, hakkında geçmişte bir kurumun üst düzey yöneticisi olan ve bir süre kendisiyle de yakın çalışan erkek personeli tarafından savcılığa “Can güvenliğim yoktur. Başıma bir şey gelirse Vali Mustafa Taşkesen sorumludur.” dilekçesi dahi verilecek bir yöneticilik anlayışı sergiledi.

Eşi Öğretmen Betül Taşkesen derse girmeden tam gün tam yıl kapsamında full ekders alıyor diye bir okur mektubunun gazetemizde yayımlanması sonrasında valiliğin web sayfasında yayınlanan açıklama ise akıllara durgunluk veren komedi tarzı bir şeydi.

Açıklamada; “Sayın Valimizin işlerinin yoğun olması nedeniyle eşi Sayın Betül Taşkesen hanımefendi kendisine özellikle sosyal yardımlaşmada yardımcı olmaktadır. Sayın Betül Taşkesen Hanımefendi bu nedenle derslere girememektedir.” ifadelerine yer verilmişti.

Tunceli Valiliğinde bir ilk olan başkası adına tekzip yayınlatma geleneği de bu dönemde başladı.

Yine Vali’nin korumasının yaşlı bir vatandaşı tartakladığı iddiası birkaç yerde haberleştirilince, valiliğin web sayfasından haberi yazan gazetecilere gözdağı veren tehditvari açıklamada yine Taşkesen’in icraatlarından biri olarak hafızalarımızda yer edindi.

Önce yapılan sonra ihaleye çıkılan icraatları da oldu Taşkesen’in. Bunun en çarpıcı olanıysa valiliğin etrafına örülen demir korkuluklar. Korkuluklar, yaz aylarında yapıldı sonbahardaysa ihaleye çıkıldı. Gazetemizin bu durumun peşine düşmesi üzerine ihale iptal edildi. Daha sonra ekilen üç-beş çiçekle bahçe düzenlemesi yapıldığı web sayfasından duyuruldu. Yerel iki gazetede sorgulamadan alıp bu haberi yayınladı.

Taşkesen Ailesi Tunceli’den ayrılırken Vali Mustafa ağlamış. Rivayet öyle. Kendisi gerekçesini burayı çok sevmekle açıkladı. Hatta sözümona bu sevgiden ötürü oğlunun adını Düzgün koymuş. Keşke kimliğini gösterseydi. İlerleyen zamanlarda kimliğinde Düzgün yazmıyorsa Taşkesen en küçük bir beis duymadan muhtemelen tekzip yayınlatıp öyle bir şey demediğini iddia edecek.

Ağlaması zalimliklerini hatırlamasından ötürü de olabilir.

Bunca gıybet, iftira, haksız kazanç, ağlanması gereken olaylar cidden.

***

Hüseyin Aygün’ün Pülümür Bal Festivalinde yaptığı konuşmanın Vali Mustafa Taşkesen ile ilgili kısmı çarpıcı.

“Sayın Valiye bir sitemim olacak. Giden vali Tunceli’den ayrılırken ağlıyor. Bu adam İnsan Hakları Eğitimi almış. İnsan Hakları üzerine kitap yazmış. Bana da verdi. Üçüncü oğlunun adını Düzgün koyduğunu söylüyor. Biz de mutlu oluyoruz. Şimdi insan hakları eğitimi almış biri Tunceli’ye gelirken önyargıyla geldim diyor. Bakar mısınız, devletin içinde neler var. Demek ki bu devlette değişecek daha çok şey var.”

Evet gerçekten bu devlette yani devletin var olmasını esas alan mantığında çarpık bir şey olduğu kesin. Düzeltileceğini beklemekse ütopik bir beklenti. Sistem cezalandırmak istediği kamu personelini bu bölgeye atamayı durdurmadıkça, bizler acı çekmeye devam edeceğiz. Ne zaman Doğu ve Güneydoğu, sürgün yeri olmaktan çıkar, kendi iç dünyası huzurlu, gittiği her yerdeki görevi aynı değerde kıymetli görürse burada görev yapanlar, o zaman buraya atanmak keyifli olacak. Mustafa Taşkesen, Tunceli’ye atanmasını anlamadığını söyledi sürekli, çok başarılı olduğu halde hakkının Tunceli değil daha iyi yerler olduğunu dillendirdi konuşmalarında.

Tokat’a atanmasını ise çok onurlandırıcı görmüş olmalı ki, “Burada yaptığımız çalışmalar takdir edilmiş olmalı ki Tokat’a atandım” diye değerlendiriyor. Tunceli sıçrama tahtası olmuş anlaşılan Taşkesen için. Tokatlılara hayırlı olsun. Tokat’ta yaşayanların kendisini tanımasıyla pişmanlıkları derin olacak muhtemelen.

O “çalışmalarım etkili oldu” diyor, bizse Tunceli’ye sevgisizliğinin etkili olduğunu biliyoruz. Zira Adalet ve Kalkınma Partisi bu şehri ne kadar sevmeyen adam varsa burada tutuyor, sonrada ettiği zulüm ve haksızlıklar oranında yüceltiyor. Çünkü bu kenti sevmiyor. İşte Taşkesen bunu çok iyi okudu ve Bakan Fatma Şahin’in Tunceli ziyareti sırasında ölüm orucuna yatan Hüsnü Yıldız’ın durumundan hareketle ilgili yerlere birkaç cümleyle göz kırptı. Sonunda anlayan anladı ve kendisinin deyimiyle başarılı (!) çalışmaları sonucu yükseldi.

***

Taşkesen törenlerde ve gelen devlet erkanı karşısında hep aynı cümlelerle yaptığı konuşmalarıyla da hafızalarımızda yer edindi. Hitap kısmı değiştirilip içeriği değişmeyen konuşması, Tokat’a da uyarlanarak devam edecek kuşkunuz olmasın.

Ve son cümleler: Betül Taşkesen gazetemizin haberleştirmesi sonrasında ek ders alamayınca bir de Başbakan Erdoğan’a üçüncü çocukla yaranayım derken giderler artmış olacak ki, birkaç ay önce Milli Eğitim Müdürlüğünden arayıp Vali Mustafa Taşkesen’in Eğitim-Sen üyesi ve Kütahya’nın Simav ilçesine halk arasındaki söylenişle sürgün edilen Süleyman Güler’in bir konuşmasının gazetelerde yayımlanmış arşivi istendi. Gerekçesini sorduğumuzda; Valinin Süleyman Güler’e soruşturma ve tazminat davası açacağı şeklinde açıklandı.

Tunceli EMEK arşivlerini vermedi ve valiliğin arşivlerinden bakılmasını önerdi.

Komediye bakın. 2010 yılındaki konuşma için 2012 yılında soruşturma ve tazminat davası açacaksınız.

Eh nede olsa aileye Düzgün (?) katılsa da, o da herkes gibi bir bebek işte. Bezi, maması oluyor. Masraf artmış, Betül ekders alamıyor, kaynak kısıtlı yani. Ek gelir şart. Başbakan’a keşke mektup yazsa, sana uyduk çocukları üçledik. Durum vahim diye.

Gerçi Tunceli’deki bir çok konuşmasında “Bana AKP’li demek hakaret olur. Ben Büyük Birlik Partiliyim.” Tarzında konuşmalar yapsa da Mustafa Taşkesen, Demirel gibi “Dün dündür.” diyerek hafızaları resetlemeyi de önerebilir.

Aslında Mustafa Taşkesen dönemi kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir dönemdi. Özetlemek gerekirse soyadıyla mütenasip yaşadı ve gitti.

***

Aslında bu kentin Mustafalardan yana yaşadığı dram çok daha eskilere dayanıyor.

Dersim Katliamı olduğunda da başta Mustafa vardı. Yaşlılar bunu reddetse de, tarihin tanıklıklarında artık cılızda olsa belgelerle bu durum ortaya konuyor.

***

Bu derlemenin ön spotunda da söylemiştik; Adalet ve Kalkınma Partisinin Tunceli’ye dayattığı 3 Mustafa ile sizi 12 yıllık bir yolculuğa çıkarmaktı niyetimiz.

Başarılı olabilmek mümkün değil. Biz bir nebze olsun hatırlatma yaptık.

Vali Hakan Yusuf Güner’in atanmasıyla bu talihsiz geçmişi kapattığımızı ve Tunceli’de yeni bir dönemin başladığını temenni edelim.

- SON-

Tunceli EMEK Gazetesi

Gücünü cesaretinden alan gazete…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Diğer YAZILAR - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tunceli EMEK Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tunceli EMEK Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tunceli EMEK Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tunceli EMEK Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.