Tunceli'de Hırsızlık ve Tunceli Polisi

Tunceli’de geçmişte hiç alışık olmadığımız kavramlarla tanışmaya başladık son yıllarda. Uçucu ve uyuşturucu kullanımı, hırsızlık...

Peki son bir haftada 4 hırsızlık olayı yaşanan küçük bir taşra kasabası formatındaki Tunceli’de gülümsemeli miyiz? Polisin sıcak-dost eli hırsıza da dokunur mu?

***

Tunceli gibi 20.000 nüfusu 5 mahallesi olan bir kentte geçtiğimiz hafta içinde sadece bizim duyabildiğimiz 4 hırsızlık olayı yaşandı. Failleriyse meçhul kaldı. Vatandaş hırsızlığı yapanlara ilişkin kendince öngörülerde bulunuyor. Dillendirdikleriyse olmamasını dilediklerimiz. Ancak beklenti, hırsızlığı yapanların yakalanması yönünde. Haklı olarak.

Her bulunmayan fail emniyeti daha zan altında bırakıyor. Gazetemizin yayına başladığı 2004 yılından bu yana kaydedilen hırsızlıklarda bazen çok aleni olanlarda vardı. Yer altı çarşısı gibi kentin en işlek yerindeki büfenin gece soyulması, Arasanlar Bilgisayar’ın kundaklanması gibi.

Yazdıklarımız belli bir dönemi kapsamıyor. Gazetenin yayına başladığı 2004 yılından bu güne geçen zamanı irdeliyoruz.

***

Yıl 2005. O zamanlar gazetemizin bürosu Muhabbet Gazinosunun üst katındaydı. İşe geldiğimiz bir gün camların kırıldığını gördük. Birahaneden çıkanlar sık sık ara koridorda kavga ederdi. Olay polise haber verildi. Polis tutanak tutup çalışanların ifadelerini aldı. Aradan aylar geçti. O aralar yine böyle arka arkaya hırsızlık olayları yaşanıyor. Üstelik garip şekilde. Mesela Ahmet Çakar’a ait Çakar Bakkaliyesindeki çelik kasayı kırmak istiyor dükkana girenler.

Ancak kasaya balyozla defalarca vurdukları halde kıramayınca alıp Atatürk İlköğretim Okulunun yakınına kadar taşıyor orada kırmayı başarıyorlar. Balyozu ise dükkanda bırakıyorlar. Gecenin ıssızlığında ses daha kuvvetli yayılır. Gece devriye gezen polisler var. Anlaşılan o ki götürenler araçla değilde yaya olarak oraya kadar taşıyorlar. Bir çok hırsızlık şimdiki gibi arka arkaya yaşanınca tıpkı şimdi olduğu gibi haberleştirmek üzere kiminle konuşsak bulunmamasına yönelik imalarda bulunuyorlardı. Kendilerinin yazılmasından da kaçınarak ısrarla biz tanık olmuşuz, görmüşüz gibi yazmamızı bekliyorlardı.

Sonunda bari bizim camın failini buldularsa bakalım kimmiş diye Şehit Nahit Bulut Polis Karakoluna gidiyoruz. Oradaki Emniyet Amirine kendimizi tanıtarak durumu anlatıyoruz. Hayli kilolu haliyle gömüldüğü sandalyede, “ Siz Tuncelileri bilmezsiniz. Görürler görmedik derler. Biz nerden bulalım…” gibi pişkin, bir emniyet görevlisinin vermemesi gereken ucuz bir yanıt veriyor. Duruşuda konuşmasından daha ciddiyetsiz.

Gazetemizin yöneticilerinden biri öfkeyle, “ buraya size Tunceliler nasıl insanlar diye sormaya gelmedik. Kırılan camın failini soruyoruz. Dediği sırada “ bayan ben ne bileyim camı kim kırdı. Ben mi kırdım” diyen basit bir cümle daha sıralıyor.

Oysa camın kırıldığı zaman kış aylarıydı. Dökülen kan izlerini çalışanlar takip ediyorlar ve Devlet Hastanesinin merdivenlerine kadar gittiğini görüyorlar. Bu bilgi ifade alınırken polisede söylenmiş. Maksat faili bulmak olsa, acil servisin giriş kayıtlarından da pekala bulunabilir. Ama nasılsa bulunamamış. Bunu karşılıklı gerginlikle onada söylüyoruz. Çıkarken şayet iki gün içinde olay aydınlanmazsa kendileriyle ilgili kanuni yollara başvuracağımızı söylüyoruz.

Bir sonraki gün gazete dağıtımı yapan çalışanlarımıza sesleniyor ve camı kıranı bulduğunu söylüyor, tartıştığımız kişi.

Bir lokantada çalışan yaklaşık 19-20 yaşlarında biri. Adını alıp çalıştığı yere akşam yemeğine gidiyoruz. Yemek sırasında camı kırdığı iddia edilen şahsı masamıza davet ediyoruz. Geliyor, çekingen. Camı neden kırdığını soruyoruz. Verdiği yanıt içler acısı. “Abla ben o gece çok içmişim. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Polis iki gün önce beni gözaltına aldı zorla sen Tunceli EMEK Gazetesinin camını kırmışsın dedi. Yok dedim. Üstüme bağırdılar ve kırdığımı söylediler. Bende ben kırdım diye ifade verdim, bıraksınlar diye.”

Fail diye bize getirilen kişinin bu kadar genç olduğu halde kendini kaybedecek kadar içerek yaptığını hatırlayamamış olmasına duyduğumuz iç acısıyla, bu yaşta bu kadar içmesinin ilerde kendisine vereceği zarara ilişkin belki faydası olur düşüncesiyle birkaç şey söylüyoruz.

İçimiz acıyarak ayrılıyoruz oradan. Bu yaşta bunca içen gençlerimiz…

Sizi bu hale kim getirdi? Kim suçlu? Size iyi örnekler sunamadığımız için bağışlayın sevgili gençler…diyerek ayrılıyoruz iç konuşmalarımız eşliğinde.

***

Haber derlemenin ön spotunu girdiğimizden bu yana okurlarımız da yaşadıklarını bizimle paylaşıyor.

İşte onlardan biri:

Birkaç yıl önce esnaf bayanlardan birinin dükkanına gelen bir kadın 10 milyon para vererek 1 milyonluk bir şey alıyor. Akşam kasa toplanıyor ancak paranın sahte olduğu anlaşılıyor. Parayı vereni tahmin ediyorlar ancak böyle bir iddiaya verilecek tepkiden de çekinildiğinden yeniden harekete geçeceğini düşünerek bekliyorlar. Birkaç gün sonra küçük bir kız çocuğu bu defa 20 milyon para getiriyor. Verdiği sırada kolundan tutup polise götürüyorlar. Durumu anlatıyor esnaf bayan ifade alınıyor.

Çocuğun “komşumuz parayı verdi ve beni oraya gönderdi” sözü üzerine söylediği kadın da getiriliyor. Kadın parayı verdiğini itiraf ediyor. Ardından kocası olan şahıs geliyor. İşte tamda bu noktada hayret edilecek bir şey anlatıyor sahte parayı yakalayan bayan esnaf: “ Gelen kişiye çay ikram ediliyor ve koridora çıkıp biriyle telefonla görüşen polis memurunun “o parayıda alalım yoksa başımız belaya girecek” dediğini, ardından da kendisiyle eve gelen polislerin evdeki diğer sahte parayıda aldığını söylüyor. Olay orda kapanıyor ve sahte para yakalanan kadın serbest bırakılıyor.

İddia, o ailenin polisle işbirliği içinde çalıştığı. Anlatılanlara bakılınca garip bir durum.

***

Tunceli Emniyeti resmi olmayan bir açıklama yapıyor. Açıklamaya göre, Tunceli’de bu yılın ilk 6 ayında ( 13 Haziran 2009 tarihine kadar) toplam 37 hırsızlık vakası yaşanmış. Bunlardan 12’sinin faili bulunmuş. 25’i faili meçhul vaka olarak duruyor demek ki.

Geçtiğimiz yıl toplam 70 hırsızlık olayı olmuş. Kentte mobese sistemi olmadığı belirtiliyor. Oysa geçtiğimiz yıllarda gazetecilere mobese sistemi dönemin Emniyet Müdürü tarafından gösterilmiş, haberleştirilmişti de. O zamanlar hatta bu sistemin Doğu ve Güneydoğu illerinde bir ilk olduğu belirtilmiş, sadece büyük kentlerde olduğuna dikkat çekilmişti. Oysa şimdiki yönetim onun mobese değil, 12 kamerayla kurulmuş “Kent Kamera Sistemi” olduğunu söylüyor.

Emniyet yetkilileri vatandaşın kendilerine yardım etmesini istiyor. Şüphelendiği veya gördüğü zanlıları kendilerine bildirmesini, bunun için arayan kişinin adını ve soyadını vermesinin gerekmediğinin altı çiziliyor.

Mobese sistemi kurulması konusunda yakında ihale yapılacağı da aktarılan bir başka bilgi.

İşte “Tunceli’de Hırsızlık ve Tunceli Polisi” haberi nedeniyle yapılan o konuşmada ön plana çıkanlar; “ Olayların aydınlatılması konusunda vatandaştan bize katkı sunmalarını istiyoruz. Şüphelendikleri veya gördüklerini bize bildirsinler. İsim, soyisimlerini vermek zorunda değiller. Onlar için ayrıntı olan bir bilgiyi bile bize bildirsinler. 155’i arayıp ekiplerimizi olayın olduğu yere yönlendirebilirler. Ben karışmayayım yaklaşımında olmasınlar. Artık eskisi gibi değil. Eskiden suçludan delile gidiyorduk, şimdi delilden suçluya gidiyoruz. Bu nedenle şüphelenilse dahi deliller yoksa gözaltına alamıyoruz.”

***

Konuşmada sık sık vatandaş desteğine dikkat çekiliyor. Oysa vatandaş ise emniyetin olayları aydınlatmak istemediği imasında bulunuyor.

Gelin, gerçekten hepimiz üzerimize düşeni yapalım. Hırsızlık belli bir kişiyi mağdur eden olgu değil çünkü.

***

Şimdi yazılanlara bakarak, amaç alınganlıksa kendinizi savunur, olanları ısrarla redderek kendinizi rahatlatmaya çalışırsınız. Ama amaç aydınlatmaksa, yapılan haber-derlemeyi vatandaşla kendi aranızda köprü görür demek ki bize güvende sorun varmış der aydınlatmanın gayretine düşersiniz. İkincisi biraz zahmetli ama çokta zor değil. Kasabamsı bir kentten ve herkesin birbirini tanımış olmasının olumsuzlukları tamponladığı bir kentten bahsediyoruz. Nüfusu ve kapladığı alan avuç içi kadar.

Geçmişin en büyük hatalarındandı, geneli sahiplenmek. Kazara polise ilişkin bir olumsuzluk gündeme gelmişse en tepedekilerden en alt kademeye kadar, benim polisim, askerim, öğretmenim…yapmaz denirdi. Sanki seçilmiş bir gruptan bahsediyoruz. Nihayetinde sayıları milyonu bulan bir teşkilattan ve dahada önemlisi insandan bahsediyoruz. İnsanın doğasında hata yapmak vardır.

Hatayı savunmaksa, sonrakilere de yeşil ışık yakmak, cesaretlendirmek demektir. Bu gün yazılanları, Emniyet Müdürlüğünü, polisi suçluyor şeklinde algılayarak alınganlık gösterebilirsiniz, yada vatandaşla aramızda köprü ve güven oldu diyerek takdir edebilirsiniz. Çünkü, biz bunun için varız deyip çürükleri ayıklamak ve yaşananların üzerine gitmek elinizde.

Hangisi size daha uyuyorsa ona göre davranın. Ama unutmayın ki, bu kent kendisine gösterilen iyi niyeti takdir ettiği zaman kişileri çokta yüceltir. Bunun en güzel örneklerini Hozat ve Ovacık Kaymakamları için vatandaşın ısrarla haberleştirme, imza kampanyalarında da görebilirsiniz. Kopuk ve duyarsız da yaşanabilir. O zaman biz asla bıkmadan ve yorulmadan yazacak, düzelmesi yönünde ulaştırmamız gereken hangi makam varsa oraya kadar sesimizi duyurmaya çalışacağız inanın. Zira bizler daha iyi bir kentte yaşamak istiyoruz.

Muhtemelen bu hepimizin düşüdür.

Gerçekleştirmek için, sadece kurumlar arası koordinasyon ve iyi niyetli çalışmaya gereksinim var. Yazdıklarımızda bunun yansıması.

***

Bu hırsızlıklar bir oyunun parçası da olabilir. Nitekim son yıllarda yüzlerce Tuncelili genç yollara düşerek çevre illerdeki Güvenlik şirketlerinden eski sıfırlı parayla milyar, şimdiki sıfırsız telaffuzla binlerce lira para ödeyerek sertifika alıyor. İstihdamı sorun olduğunda bu şirketlerin işleri aksayacak. Okullara güvenlik elemanı alınmasının gündemde olduğu, kurumlara da bunun yaygınlaştırılmasına çalışıldığı bir dönemde hırsızlığın başka bir boyutuna da dikkat edilebilinir…

***

Yaz aylarında göçer aileler ile dilenciler faktörü de Tuncelilileri aklama çabası olarak algılanmadan üzerinde durulması gereken bir başka boyut.

***

Sonuç ve özetle, vatandaş hırsızlıkların aydınlatılmasını, emniyet görevlileriyse destek istiyor.

O halde herkes üzerine düşen sorumluluğu yapmalı. Bu günden başlayarak.

Hırsızlar hepimizi so-belemeden.

Bir de işin aile boyutu var. Gecenin ilerleyen saatinde gazeteden çıktığımızda sokakta yaşları 14-21 arasında değişen onlarca genç görüyoruz.

Başınızı yastığa koymadan bir baksanız da çocuğunuz evde mi diye. Sadece doğurmak yetmiyor, hayatta onunla tecrübe edinmekte gerek.

Sokaklar bu gün onların. Önlem alınmazsa hep onlarda kalacak, korku ve dehşet hükümdarlığının hüküm sürdüğü şekilde üstelik …

· (MOBESE) Mobil Elektronik Sistem Entegrasyon

Not: Sırada eğitimin temeline su bağlayanlara ilişkin haber-derlememiz var.

Tunceli Milli Eğitim Müdürlüğü…Ne için var, neler yapıyor…?

Yakında “ Milli Eğitim ve Bir Garip Eğitim”…

Bu derlemeye başlamadan Tunceli Valisi Mustafa Taşkesen’in öğrencilerin dünkü kendisini ziyaretinde söylediği “ başarısızlıkları irdeleyecek ve sorumlularına hesap soracağız. AR-GE Birimini faal hale getireceğiz” sözleriyle umutlandığımızı belirtmeliyiz.

Gerçekleştirir mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Diğer YAZILAR - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tunceli EMEK Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tunceli EMEK Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tunceli EMEK Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tunceli EMEK Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.