Milli Eğitim ve Bir Garip Eğitim

Anasayfada 2 bölüm halinde girdiğimiz derlemenin tamamı

***

Tunceli… Sanayisi olmayan, küçük-barakan bozma ticari işletmeleriyle ayakta durmaya çalışan bir kent. Köyler boşaltılıp tarım ve hayvancılıkta elinden alınınca kent merkeziyle şehir dışına savrulan binlerce insan, nasıl yaşam bulacağı telaşına düştü. Yıllardır sermayesi olan bir şey vardı ve bununla da övünürdü. “ En Çok Okuyan İl.”

Belki bu nedenle başka illerin aksine Cumhuriyet Meydanındaki Atatürk Büstü, elinde kitap okurken tasarlanmıştı.

Artvin ve Tunceli’nin bu övünülesi unvanından, ilimiz son yıllarda hızla uzaklaşırken, geçmişte en çok saygı duyulan öğretmenlerin başındaki kurum olan Milli Eğitim Müdürlüğü sıklıkla protesto edilen bir mekâna dönüştü.

Son iki yıldır kendi tarihinin en çok protesto edilen ve önünde eylem yapılan kurumuna dönüşen Tunceli Milli Eğitim Müdürlüğünde vatandaş nezdinde ciddi rahatsızlıklar yaratan uygulamalar olduğu öngörüleri ne kadar yüksek sesle dillendirilirse dillendirilsin, en üst makam olan kentin Valisi kaygıları giderecek bir girişimde bulunmuyordu.

Yerel gazetelerden ikisi birbirinin aynı olan haberlerle de olsa çıkarken köşe yazarlarından birinin durmadan dile getirdiği iddialara ilişkin bu gazeteler, iddiaların odağındaki ve üst makam konumundaki yöneticileri açıklama yapmaya zorlayan bir yaptırıma gitmeyince, iki yıldır kendisi de emekli bir öğretmen olan yazarlarının dile getirdiği iddiaları çözümsüz kaldı.

Yazılanlar araştırılması, soruşturulması ve yargılanması gereken şeylerdi.

Ancak Tunceli’deki küçük ve dar sarmal yapıda, kimse kimseye dokunmak istemiyor, günü kurtarmanın çabasıyla gideceği güne erişmeye çalışıyordu. Bu nedenle yerel basındaki yazılanları kimse ihbar kabul edip, hakkında işlem dahi başlatmıyordu.

Oysa basın savcısına Basın Kanunu gereği, yerel basının ise nezaket kuralları çerçevesindeki uygulaması nedeniyle Cumhuriyet Başsavcısına günlük olarak gazeteler bırakılıyor, iddialar günlük adeta hukuki yerlere servis ediliyordu.

Valilik makamı ise çoktan kendisini sağırlaştırmış, “ görmedim, duymadım, bilmedim”i sahneliyordu.

Kentteki siyasi parti temsilcileri, meslek odası temsilcileri, sivil toplum örgütü başkanları, okul-aile birlikleri, yerel radyolar herkes yerel basından bihaber yaşadığından, kentin sorunlarını değilde kişisel beklentilerini ön plana çıkarmayı yeğlediğinden, ara ara oda sadece bir kaçı MEM’i protesto eylemlerinde boy gösteriyor, gereğini yapmanın iç huzuruyla evlerinin yollarını tutuyorlardı.

Tunceli Valisi Mustafa Erkal ile başlayan eğitimcilerin sürgünleri, Vali Mustafa Yaman ve koalisyon ortağı Milli Eğitim Müdürü Muhammet Şahinkaya ile Milli Eğitim ve bağlı bir çok kuruma işin ehli-yeterliliğinin göz önünde bulundurulması yerine Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin idareci olarak atanmasına bıraktı.

Halk nezdinde ne kadar yıpranmış şahsiyet varsa bunlar ısrarla önemli görevlere getiriliyor, adeta bakın sizi umursamıyorum demeye getiriliyordu.

Doğrusu yazılanlar karşısında muhatapları da belki günlük-geçici gerginlikler yaşıyordu ama halk deyimiyle “ sırtı kuvvetli” olduklarından iplemiyorlardı.

Daha da vahim olan, hakkında en çok spekülasyon olanlar, idareciliğe getiriliyor, korunup kollanıyordu. Giderek vatandaş ile başta valilik makamı olmak üzere milli eğitimin arası giderek daha açılıyor, uçurum büyüdükçe yine başta Valilik olmak üzere, İl Özel İdare, Milli Eğitim Müdürlüğünün çizdiği profil, “Siz ve Biz” kavramını çağrıştırıyordu. O dönemde Tunceli Belediye Başkanı Songül Abdil de ayrı bir telden çaldığından, vatandaş kimseye bel bağlamaması gerektiğini anlamış ve çaresizlik dehlizinde debeleniyordu.

Hakkında en çok iddia gündeme gelen İbrahim Korkmaz’ın Milli Eğitim Müdürü, Endüstri Meslek Lisesi Müdürü Ahmet Bektaş’ın İl Özel İdare Genel Sekreter Yardımcısı, başka yerden Tunceli’ye irticai faaliyetlerden dolayı sürgün edildiği sıklıkla dillendirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Süleyman Çakmak’ın bir yılda bu kuruma bağlı farklı 2 kuruma idareci ardından da aynı hızla Şube Müdürü olarak görevlendirilmesi, yine hakkında sıklıkla okuldaki öğrencilerini masanın üzerine çıkararak namaz kıldırdığı iddiaları gündeme gelen Orkun Yeşilova’nın Fen Lisesi gibi önemli bir göreve getirilmesi ardından bu üstün başarısı Ankara’dan görülmüş olmalı ki Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in giderayak yaptığı usulsüz ve incitici atamalar arasında bu kişinin de Tunceli’de müdürlüğü onanan tek kişi…şeklinde boy gösteriyordu.

Oysa yolsuzluk, usulsüzlük, haksız kazanç elde etme, irticai faaliyetlerde bulunma…gibi iddialar haklarında havada uçuşan bu yukarıda yazılanlar mükafatlandırılırken, bir başka iddiaların merkezindeki okul olan ve çalışanlarla müdürlerinin ulu orta küfürleştiği söylemleriyle gündeme gelen Kız Meslek Lisesi Müdürü terfi etmiyor aksine bir ilköğretim okuluna halk arasındaki söylemle sürgün ediliyordu.

***

Hani hep söylenen biz devletin bilmem neyiyiz, kanun nizam uygularız sözleri, kendi içinde kayboluyor, bu söylem; “ halk nezdinde rahatsızlık uyandıranları soruşturarak yaptıysa gereğini yapmak” yerine aklamanın gayretine düşüyor ve mükâfatlandırarak, "Bunlar Tuncelili değil. Bu nedenle korurum. Size yedirtmem." Demek istiyordu.

Bunlar birkaç örnekti. Bir yılda 3 kurum değiştiren, bilgisayardaki birkaç kısa yol tuşunu tanımadığı halde o hızla AR-GE gibi işi tamamen bilgisayara yönelik olan takım ruhu gerektiren bir işe bu kadar hızlı yer değiştiren biri getiriliyordu. Kendilerine yakın isimlerin akşam sabah yer değiştirmeleri, usulsüz atamalarla, yer değiştirmeler artık olağan birer davranış gibi sunuluyordu.

Öyle bir hal aldı ki bu rahatlık ve başıboşluk, dönemin Milli Eğitim Müdürüyle İl Özel İdare Genel Sekreterini makamlarında görmek mümkün olmadığından çoğunlukla acil yazılar Valiliğe götürülüp imzalatılmaya çalışılıyordu.

Zaten o zamanki Milli Eğitim Müdürü, bu rahatlığın sonucu olsa gerek, arkasında Vali gücüyle iftar topu alacak kadar rahat davranabiliyordu.

(İftar topu faturası bu günlerde ödenmek üzere kah Milli Eğitime kah İl Özel İdareye gönderiliyor.)

Daha da vahim olan, Valilik, İl Özel İdare, Milli Eğitim Müdürlüğü hakkında her geçen gün çok daha ciddi iddialar dillendiriliyor, gün içerisinde valilik makamını kullanan bu üçlüye her dönemin adamı olan, gelen her mülki amire “en harikası sensin” diyerek kur yapan ve hızla halktan uzaklaştırarak, kendisine Pazar yaratmaya çalışanlarda eşlik ederek akşamları konuttaki barbekü partilerinde dostluklarını (!) daha da pekiştiriyordu.

İşte tamda bu sırada Tunceli EMEK Gazetesinin ilçe gezileri kapsamında gittiği ilçelerden birinde okul müdürünü tuvalet temizlerken görmesi üzerine yapılan sohbette, okulda sadece 3 öğretmen olduğu, hizmetli olmadığı bilgisi üzerine sorduğu “ Milli Eğitim Müdürü hiç buraya geldi mi?” sorusuna “ İlçeye geldi. Kendisini okula davet ettik. Ama O, zamanım yok diyerek gelmedi. Valiyle kaymakamlığa gidip … açılışını yaptılar sonrada gittiler” sözü, geçtiğimiz yıl eğitimin başındaki kişinin yaptığı işe ve Tunceli’ye verdiği önemin göstergesi olarak eğitimin temeline su bağlarken hep yad edilecek kişilerin başına oturtulabilirdi.

***

1983 yılında ÖSS’de Türkiye 1.si olan Tunceli’nin bu gün 72. Sırada yer almasını, SBS 4.’lüğünü Tunceli Milli Eğitim Müdür Vekili İbrahim Korkmaz, Vali Mustafa Taşkesen’in yeni olmasını fırsat bilerek, ilköğretimden sonra öğrencilerin aileleriyle birlikte başka kente göç etmesi şeklinde açıklamış.

Komediye bakın…

Kendisi inandı mı acaba bu söylediklerine?

“Milli eğitim asla patlatmadığı bir iftar topunu alırken, (Müftülük dururken niye iftar topunu MEM aldı keşke Vali Taşkesen araştırsa da cevabı biz de öğrensek) lise öğrencisi haliyle ergenlik çağında olduğu için kontrolü daha sık yapılması gerekirken, biz onları artık çoktan inzivaya çekilip, köyde bostan yetiştirmesi gereken yaşlı okul müdürlerine emanet ettik.

Ve en çok aslında liselerdeki idareci atamalarında yandaşlarımıza yer açalım derken genetikleriyle oynadık. O kadar çok öğretmeni yıl içinde liselerde bir yerden alıp öteki yere verdik ki, öğretmen ve öğrencinin başı döndü bu hengameden.

Sonra her okula şiir geceleri düzenletirken okullar bu durumu abartıp bir ay prova yaptı.

Mesela ben bile herkesi başarabileceği işe göre atayacağım derken, aslında milletin gözünün içine bakarak kandırdım, işin doğrusunu söylemek gerekirse sevmesemde bir nedenle yakınımda bulundurduklarımı, bir yıl içinde bazen halk eğitime müdür yardımcısı, sonra öğretmenlerin evi, ardından kısa yol tuşlarını bilmese de olur, AR-GE’de görevlendirdim. ” dese daha inandırıcı olur. Zira bunları söylerse hepsi zaten doğru olduğundan ispata da gerek kalmaz.

Aksi halde, maazallah Tunceli Valisi Mustafa Taşkesen, şu anda ile yeni atandığı için İbrahim Korkmaz’ın söylediklerine inanmış olabilir ama birkaç gün sonra Tunceli’nin nüfusunun geçtiğimiz son birkaç yıla göre arttığını TUİK’in sitesine girip öğrenirde “ Giden olduysa nüfus nasıl arttı” diye sorarsa ne cevap verecek?

***

Eğitimi hızla dibe inen ve çıtayı yükseltmesi gerekirken aksine bu hızlı düşüşe zemin hazırlayanlar elbirliğiyle Tunceli’yi arpalığa çevirip dilediğince at koşturunca arkasında dönemin vali gücüyle, ortaya böyle ilginçlikler çıkıyordu. Tüm bu yaşanmışlıklardan dersler çıkarılmadığı da açıktı. Aksi halde bu gidişata dur demek için belli bir plan çerçevesinde vizyon ortaya koyup, amaç ve hedefler belirlenmeli, ölçme teknikleriyle performans göstergeleri sonrasında gerçekleştirilebilirliği izlenmeliydi. Bu da son yıllarda Avrupa Birliğine girme çabası sonrası literatürümüze giren her kurumun hazırlatması gereken “ Stratejik Plan” ile mümkünken, Tunceli Milli Eğitim Müdürlüğü hazırlattığı bu planı tek kişiye havale ederek, üstelik bu kişiye bir masa ve koltuk dahi vermeden bağlı olduğu bakanlığa formalitede bir şey sunma gayretine düşmüştü.

***

Milli Eğitim Müdürlüğündeki iç çekişmeler, idareciler arasındaki gerginlikler o kadar bariz ki, artık lisede idareci olanlar çok iyi biliyor ki bunlar kendilerinden başını alıp bize dokunamaz.

***

İlköğretimdeki SBS başarısının ardında nispeten buralı öğretmenler ve çokta yer değiştirilmeyen idarecileri var. Yine ilköğretimde birkaç okul hariç, hepsi genç idarecilerden oluşuyor. Oysa liselerde çoğunluk emekliliği hak etmiş, dokunulmadığı sürece devam edecek, “olurda sıkışırsam emekliliğimi isterim” düşüncesiyle hareket eden idareciler görev yapıyor.

İlköğretimlerde müfettiş denetimi hala devam ediyor. Bu da derli-toplu olmada bir etken. Oysa lisede böyle bir uygulama yok.

***

Hep diyoruz amaç savunma geliştirmekse elbette sayısız mazeret bulursunuz, ancak düzeltmekse niyetiniz şapkayı önünüze bırakır başınızı avuçlar ve derin derin nasıl çözeceğinizi düşünürsünüz.

Çözüm de işte ancak bu noktada bulunabilir. Aksi halde avuç içi bir kentte siz 3 Anadolu Lisesi 1 Fen Lisesi varken başarılı öğrencilerin aileleri şehir dışına göçüyor diye savunma yaparsınız ki, bu zaten başlı başına üzerinde uzunca düşünülmesi gereken bir başka sorun olur. Nitekim başarılı öğrencinin ailesinin göçü bile sizin eğitim sisteminizin irdelenmesi gerektiğine işaret eder.

***

Yıl 1983. O dönemde Tunceli Nüfusu 173.000’dir. Köylerde hatta mezralarda dahi ilkokullar vardır. Bu okullar çoğunlukla birleştirilmiş sınıflarla tek öğretmenin 5 sınıfı okuttuğu şekilde eğitim vermektedir. Sınıf ortalamaları 60’tır. Köylerin çoğunda vekil öğretmenler görev yapmaktadır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu ders kitaplarıyla defterleri dahi olmadan eğitimine devam etmektedir. Daha da önemlisi köylerde kar yağıncaya kadar okula bile gidemeyip kışın 3-4 aylık eğitimlerle bu başarı yakalanmıştır. Çünkü ilkbaharın gelmesiyle çocuklar tekrar bağ-bahçe-tarla-koyun otlatma gibi işler nedeniyle okula gönderilmemektedir.

Sonuç; Tunceli ÖSS’de Türkiye birincisi olur.

***

Yıl 2009. Nüfusu 93.000. bırakın mezraları Göktepe hariç hiçbir köyde okul yok. Her okulda ilköğretimlerde dahi çoğu derslere branş öğretmenleri girmektedir. Sınıf ortalamaları 14.

Öğrencilere eğitim-öğretim yılı başlarken kitapları devlet tarafından verilmektedir. 1980’li yıllarda her evde 6-9 arası çok kardeşliliğin yerini 2000’li yıllarda 1 veya 2 çocuklu aileler almıştır.

Geçmişin kıt-kanat imkanlarına rağmen şimdiki çocukların çoğunun evlerinde bilgisayarı dahi mevcuttur.

Sonuç; Tunceli ÖSS’de 74. Sırada yer alır.

***

Aslında çok şey var yazılması gereken. Mesela Milli Eğitim Müdürlüğü, İl Özel İdare Genel Sekreteriyle Tunceli Valiliği bilbordların geçtiğimiz yıl Tunceli’de kurulmasından sonra reklam yarışına girerken aylarca buralarda yapılan reklam için ne kadar ödeme yapıldığı ve bunların hangi bütçeden ayrıldığı?

Süleyman Çakmak’ın Şube Müdürü olarak görevlendirilmesi…

Zira Çakmak, şu anda Milli Eğitim Müdürlüğünde fazladan kadro açılarak görevlendirilmiş durumda. Mevcut 3 Şube Müdürü kadrosunun tamamı dolu olduğu için. Süleyman Çakmak yedek oyuncuyken, şu anda İbrahim Korkmaz tarafından “as”ı oynayıp bu kadar kısa sürede neredeyse tüm yetkileri kendisinde toplayacak duruma getirildi.

***

Düzelir mi....?

Düzeltilir mi…?

Bu soruya yanıt vermek şu an için mümkün değil. Fakat haberimizin ön spotu girdikten sonra Tunceli’ye yeni atanan Vali Mustafa Taşkesen’in kurumları tanıma turuna Milli Eğitim Müdürlüğüyle başlayıp burada yaptığı konuşmada da en kısa zamanda geniş katılımlı bir “ Eğitim Çalıştayı” yapacağını söylemesi dahi umutlanmak için bir etken…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Diğer YAZILAR - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tunceli EMEK Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tunceli EMEK Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tunceli EMEK Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tunceli EMEK Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.