Kader Aslında Nedir?

Mustafa Günen yazdı..

Önceki bölümlerde kaderin, alınyazısının ve ecelin inançtaki yerini ve Kur’an’daki tanımını işlemiştim. Bu bölümünde Kur’an’daki kader kavramının aslında ne olduğu konusuna değineceğim.

Soru: Önceki bölümlerde söylediğiniz gibi bizim inandığımız şekliyle kader anlayışının Kur’an’da yeri olmadığını, özetle “Eğer insan sınavda ise alın yazısı yoktur, olmaz da.” diye ayrıntılarıyla açıkladınız. Şimdi oradan devam edelim. Peki, kader nedir, kaderi nasıl anlayacağız? Daha anlaşılır bir şekilde açıklanabilir mi?

Soru: Önceki bölümlerde söylediğiniz gibi bizim inandığımız şekliyle kader anlayışının Kur’an’da yeri olmadığını, özetle “Eğer insan sınavda ise alın yazısı yoktur, olmaz da.” diye ayrıntılarıyla açıkladınız. Şimdi oradan devam edelim. Peki, kader nedir, kaderi nasıl anlayacağız? Daha anlaşılır bir şekilde açıklanabilir mi?

Evet, kader konusunda Müslümanlar da dahil tüm inançlardaki geleneksel algı, yazgı inancı şeklindedir. Kısaca yazgı; Allah tarafından insanın başına gelmesi ezelde kararlaştırılmış olan şeyler. (TDK) Ancak Kur’an’daki kader kavramının böylesi yazgı inancı ile uzaktan yakından hiçbir ilişkisi, benzerliği olmadığını belirttim.

Peki, öyleyse kader nedir? Neye benziyor? Yaşamımıza etkisi nedir?

Kısa ve en anlaşılır şekilde bir örnek verirsek: Günümüzdeki bilgisayar oyunları Kur’an’daki kaderin doğru anlaşılması için çok uygun bir benzetmedir. Zira bu oyunlar, Kur’an’da bildirilen kader sistemiyle aynı yapılanmadadır. Amiyane bir şekilde söylersek, Kur’an’daki kader sistemiyle bilgisayar oyunlarının sistem yapısı mantık olarak neredeyse bire bir örtüşür. Dolayısıyla geçmişte kaderi doğru anlamak zor olabilirdi ama günümüzde bu oyunlar, kader sistemini anlamayı izah etmeyi kolaylaştırdı. Şimdi önce bilgisayar oyunlarının nasıl hazırlandığını ve gereçlerden kısaca bilgi vereyim sonra Kur’an’daki kaderle benzerlik ve mantığını açıklayayım.

Bir oyunun hazırlanışında ön prodüksiyon oyunun neyle ilgili olduğu, konusu ne olduğunu, amacı nedir ve neyin gerçekleştirileceğini ve nasıl sonuçlanacağı belirlenir. Daha sonra pratiğe geçilir. Ve sistem oyun motorları denilen programlar tarafından oluşturulur.

Bu motorlar, oyunların grafiklerinin oluşturulması, işlenmesi ve görüntülenmesi, fiziksel davranışların simülasyonu gibi gereklilikleri oluşturur. Kısaca oyunun konseptine göre gerekli tüm bu bileşenler bir araya getirip bir video oyununun oluşturulması ve çalıştırılması için gerekli temel altyapıyı sağlar. Oyun konusuna uygun çevre hazırlanması yani binalar sokaklar dağlar ormanlar vs. gibi nasıl bir sahne gerekiyorsa onu simüle ederek efektlerle gerçeklik yaratır. Oyuncuya adeta gerçekmiş gibi mekanlarla bir sahne görseli oluşturur. Oyun tamamlandığında artık oyunu oynayacak kişinin oyun konsepti içinde hareketleri ve doğru yanlış tüm seçimleri yüklü ve aktif hale gelir. Böylece oyundaki hareketlerin seçimi oyuncuya bırakılır. Oyun her oynayanın seçimine göre şekillenir haldedir.

Şimdi de gelelim bu oyunların Kur’an’daki kaderle benzerliğine. Önce ilgili birkaç ayet vereyim:

“Yeryüzünde ve kendilerinizde meydana gelen bir musibet yoktur ki, biz onu uygulamaya koymadan önce bir Kitapta yazılı olmasın.” (HADİD-22)

“Bir yaprak düşmez ve yerin karanlıklarına bir tane gitmez ki O bilmesin. Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, o her şeyi açıklayan kitapta bulunmasın.” (ENAM-59)

Görüldüğü gibi ayetler, tıpkı bilgisayar oyunları programında olduğu gibi, yeryüzünde ve insanla ilgili gelişen tüm olaylar, Allah’ın tanzim ettiğimiz aktif bir program dahilinde gelişmektedir diyor. Bu programın dışında hiçbir şey oluşamaz bilgisini veriyor. Şimdi de dünya sahnesindeki oyunun insanla ilgili kısmına bakalım.

Oyundaki konuya, yani insanın yaratılmasındaki amaca gelindiğimizde ilgili ayetlerde şu bilgiyi görüyoruz: Kur’an’da İnsan-2 ayetinde olduğu gibi çeşitli farklı ayetlerde insanın kesinlikle sınava tabi tutacağını bildirmiştir. Demek ki oyunun ana karakteri, sınav için yaratılmış insan. Bilindiği gibi sınavlar doğru ve yanlış üzerine tasarlanır. Kazanan, kaybeden de bu sonuçlar üzerinden belirlenir. Şimdi bu durumla ilgili ayetleri vererek devam edelim.

ŞEMS-9. “Sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene and olsun ki.”

İNSAN-3. “Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.”

BELED-10. 'Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?'

ŞURA-30. “Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir.” demiştir.

Ayetlere bakarsak, teşbihte hata olmaz, insanın ve kainatın programlayan yaratıcı, oyun motorunda İnsana sınav olacak şekilde program (fıtrat) tasarlamış ve yüklemiş. Bu doğrultuda oyun ortamı olarak da dünyayı yaratıp yaşam şartlarını da sınava uygun olarak düzenlemiş ve insanı burada meydana getirmiş. Yine oyunlarda olduğu gibi, kumanda oyuncuya yani insanın kendisine vermiştir. Tabii, insanlar bir arada yaşadıkları için, Yaratıcı, tıpkı çevrim içi online oyunlarda olduğu gibi, oyunu birçok kişilerce oynanan oyunlara benzer şekilde tasarlamıştır. Aradaki fark, Kur’an‘ın bahsettiği kaderde, oyundaki tüm insanları ana karakter olarak dizayn etmiş yani insanların tümünün de hareketlerinde seçme özgürlüğü var. Dolayısıyla çevrim içi online oyunda, katılan herkesin doğru ve yanlış seçimleriyle diğer oyuncuları etkileme olasılığına vardır. Ayetlerde “Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir, kendi ellerinizin ürünüdür.” sözleri tam da bu duruma işaret eder. Sistem olarak “Biz insana doğruyu yanlışı gösterdik.” ifadesiyle insanlar ne kadar doğru şeyler yaparlarsa o kadar başarılı olma şansı artar. Yanlış yapanlar ise hem kendilerine hem de oyuna dahil diğer insanları etkiler, zarar verir, istenmeyen sonuçlara sebep olurlar. Sonuç olarak ayetlerin tanımladığı kader tam da böyledir.

Soru: Kader konusundaki bu mantıklı gerçeği geçmiştekiler fark edememiş olabilirler. Şimdi neden pek üzerinde düşünülmüyor?

Soru: Kader konusundaki bu mantıklı gerçeği geçmiştekiler fark edememiş olabilirler. Şimdi neden pek üzerinde düşünülmüyor?

Kendi başına gelenler konusunda daima hatasının üstünü örtmeye çalışan ve başkalarını sorumlu tutmaya eğilimli bir beyine sahibiz. Bu yüzden ortada sorumlu tutacak belirli bir durum veya kişi yoksa, inancımıza göre, Tanrı, şeytan, cin vs. gibi bir güç tarafından bizim başımıza getirildiğinde inanıyoruz. Ancak gelin görün ki, beynimiz bilgisayar oyunu oynarken aynı şekilde davranmıyor.

Bildiğiniz gibi, bilgisayar oyunu oynarken oyunda yaptığımız yanlışlardan ya eksi puan alır ya da oyunu kaybederiz, ama hiçbir zaman oyunu kaybetmemizin nedeni olarak bu oyunu programlayan kişiyi sorumlu tutmayız, suçlamayız. Bu programı yapan kişi benim oyunumun burada sona ereceğini programlamış diye düşünmeyiz. Benim kumanda ettiğim oyunum buraya kadarmış, buraya kadar geleceğim yazılıymış demek aklımıza dahi gelmez. Direk kendi hatamıza yorarız. Kendimize kızar, hatta bazen de kendimize söveriz. Sonra tekrar tekrar oynayarak hatamızı tekrarlamamaya ve oyunu kazanmaya uğraşırız. Yine aynı şekilde doğru ya da bonus kazandıran hareketler yaptığımızda da oyunu programlayanın bizi ödüllendirdiğini düşünmez kendi başarınız olarak görürüz ve kendinizi överiz. Şimdi bunu yine oyunla örnekleyerek daha anlaşılır hale getireyim:

Diyelim ki bir otomobil yarışı ile ilgili oyun oynuyorsunuz. Siz ekrandaki aracınızla hedefe doğru giderken bir yanlış yaptığınızda arabanız bir yere veya başka bir arabaya çarpar taklalar atar bir yerleri yamulur kırılır parçalanır şeklinde görüntüler ekranınıza gelir. Böylece başarısız olur, kaybettiğinizi görürsünüz. Oysa eğer o hatayı yapmazsanız o zaman bu kötü durum görselleri ekranınıza gelmez, siz yolunuza yani oyununuza devam edersiniz. Özetlersek, yukarıda da belirttiğim gibi, oyun sistemi, oyundaki görüntüleri kare kare oyuncunun yapabileceği tüm doğru yanlış olasılıklara opsiyonlara göre tasarlamış ve seçim oyuncuya bırakılmış şekilde programlanmıştır. Dolayısıyla yanlışlar da doğrular da sizin elinizdedir, kumanda sizdedir. Çoklu kişiyle oynanan oyunda da birisi yanlış yapar siz zarar görürsünüz. Bu sizin kaderiniz değil başkasının hatasının sebep olduğu sonuçtur.

İşte Kur’an‘daki ilgili ayetlerin işaret ettiği kader kavramı sistem olarak tam da bu şekilde işlemektedir. Bu konuda Merhum Prof. Sayın Yaşar Nuri Öztürk Kur’an’daki kader kavramının doğa yasaları olduğunu net bir şekilde açıklamıştır.

“Kur’an kader kavramıyla “sünnetullah” da denen tabiat kanunlarını kastetmektedir. Ahzap-38 ayetinde hem kader sözcüğü, hem de sünnetullah (Allah’ın tavrı ve tarzı) tamlaması kullanılarak Tanrı’nın varlığa koyduğu yasaların değişmezliği gösterilmiştir. Bu ayette ayrıca, kader ile sünnetullah kavramlarının eş anlamlı olduklarına dikkat çekilmiştir.” (Yaşar Nuri Öztürk. İslam Nasıl Yozlaştırıldı. S 328)

Soru: Merhum Yaşar Nuri Öztürk hocanın da belirttiği bu bilgilere göre Kur’an’ın bahsettiği kaderin doğa yasaları olduğunu öğrendik. Ancak Kur’an insanın var edilmesine ilişkin bir amaç olduğu ve insanın sınavda olduğunu da belirtiyor. Burada farklı bir durum ortaya çıkıyor. Bilindiği gibi, sınav eşit şartlarda eşit haklara sahip olarak yapılır. Öyle değil mi? Ama gelin görün ki, İnsanların sınav olduğu yaşamında bırakın eşit olmayı kahredici eşitsizlikler var. Eğer sınavdaysak bu eşitsizliği nasıl değerlendireceğiz, bir açıklaması var mı?

Soru: Merhum Yaşar Nuri Öztürk hocanın da belirttiği bu bilgilere göre Kur’an’ın bahsettiği kaderin doğa yasaları olduğunu öğrendik. Ancak Kur’an insanın var edilmesine ilişkin bir amaç olduğu ve insanın sınavda olduğunu da belirtiyor. Burada farklı bir durum ortaya çıkıyor. Bilindiği gibi, sınav eşit şartlarda eşit haklara sahip olarak yapılır. Öyle değil mi? Ama gelin görün ki, İnsanların sınav olduğu yaşamında bırakın eşit olmayı kahredici eşitsizlikler var. Eğer sınavdaysak bu eşitsizliği nasıl değerlendireceğiz, bir açıklaması var mı?

Çok mantıklı bir soru. Öyle ya, çok kötü şartların bulunduğu aile ya da bölgede doğan kişi ile çok iyi şartlarda doğan kişi aynı sınav şartlarında sayılır mı? Tabii ki sayılmaz! Ayrıca çocuk yaşta ölenler, doğuştan sakat olanlar gibi sayısız mahrumiyet vardır. Bunların hakları ne olacak? Ağır hastalıklar, bin bir türlü belalara zor şartlara maruz kalarak yaşayan insanlar var. Buna karşın tam tersi iyi şartlarda ailelerde dünyaya gelenler ya da bir şekilde çok iyi durumlarda yaşayan insanlar var. Aralarında adalet olur mu?

Düşünsenize; imkanı iyi olanlar çeşitli hayırlar işleyerek sınavında artı puan alma avantajına sahipken, diğerleri yani yoksullar bu imkandan mahrum edilmiş olur. Her neyse, daha bunlar gibi saymakla bitmeyecek eşitsiz durumlar var. Böyle yaşayan insanları da hesaba katarak bu mevcut anlayışı esas alırsak, bu şekliyle dünya sınavında eşitlik olduğundan bahsedilemez.

Sorun bununla bitmiyor. Bir başka mesele de birçok açıdan eşit olmayan sınavda puanlama nasıl adil olacaktır? Buna bir benzetme yaparsak, imkanı iyi olanlar çeşitli şekilde öğretmenlere ulaşıp iyi eğitim alarak sınava girenler gibidir. İmkanı yetersiz olanlar ise eğitim alamamış çoğu öğretmen yüzü bile görmemiş olarak sınava girmek zorunda kalanlar gibidir. Bunların alacağı puan nasıl adil belirlenecek? Kaldı ki farklı, hatta sapkın inançlarda doğup ona göre yaşayan milyarlarca insan var. Bunlar nasıl değerlendirilecek?

Her neyse uzatmayayım, tüm bu kafa karıştırıcı tuhaf sorunların sebebi kader kavramının bilimden uzak dönemlerde kurgulanmış izahlara dayanmasıdır. Dolayısıyla doğal olarak geçmişte çok yanlış zeminlere oturtularak değerlendirilmiş ve öyle kabul edilmiştir. Asıl sorun ise bu izahların günümüze taşınmasıdır. Oysa işe akıl ve bilim penceresinden bakarsanız ve de Kur’an’ın da ifadesine göre aklınızı işleterek okursanız bu soruların cevaplarının çok basit ve ortada olduğunu görürsünüz.

Unutmayın ki, akıl almaz bir şekilde hassas ayarlamalarla (Fine Tuning) evreni var eden ve insanın sınavda olduğunu belirten yaratıcının sisteminde böyle çelişkili, kafa karıştırıcı yapılanmalar olmaz.

Gelecek bölümde devam edeceğim. onedio

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Konuk Yazar - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tunceli EMEK Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tunceli EMEK Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tunceli EMEK Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tunceli EMEK Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.