Çocuk yapMAma kadının kararıdır

Av. Aslı Karataş yazdı..

Kürtaj tartışmasıyla ilgili en iyi ve en net slogandır: “Benim bedenim, benim kararım”. Aslında tek başına yeterince şey anlatıyor ama anlamayanlar olması sebebiyle tekrar tekrar anlatmaya ihtiyaç duyuyoruz. Daha önce de yazdığımız gibi kürtajın yasaklanması teknik olarak mümkün değil. Hukuken yasaklanabilecek tek şey ancak güvenli kürtaj olabilir. Kürtaj yasaklansa bile merdiven altı yolların önüne geçmek mümkün olmaz. Bu durumda kürtajı yasaklayan devletin bu yasağı uygulaması mümkün olmaz ve esasen vatandaşın güvenli koşullarda sağlık hizmeti alma hakkına ket vurmuş olur.

Ülkemizde kürtaj hukuken yasak değil, “isteğe bağlı kürtaj için” yasal süre 10 hafta. Fiilen uygulanamıyor, randevular haftalar sonraya veriliyor, kimi doktorlar kürtaj yapmayı reddediyor gibi hususları zaten ayrıca tartışmak lazım. Şimdilik bu yazının konusu değil. İsteğe bağlı kürtajın yanı sıra bir de tıbbi kürtaj var. Bu senaryoda annenin veya bebeğin hayatının/sağlığının tehlikede olduğu gebelikler bakımından bir süre şartı öngörülmemiş. Örneğin down sendromlu olduğu gebelikte tespit edilen fetüs konusunda kürtaj hakkının kullanılması (heyet kararı olduğu sürece) süreye tabi değil. Bir başka ifadeyle 10 haftanın üstünde de olsa bu gebeliklerin sona erdirilmesi mümkün. Tam da bu noktada devletin kürtaj yasağı konusundaki motivasyonun insan yaşamının kutsallığı olup olmamasını tartışmaya açmak gerekir.

Bütün bunların yanı sıra Türkiye’de kanunen evli kadının kürtaj hakkını kullanması kocasının rızasına bağlı. Bekar kadın içinse böyle bir rızaya kanunen ihtiyaç yok. Devlet, potansiyel baba ile resmi nikahlı olmayan gebenin, çocuğu doğurup doğurmama kararını kendisinde bırakabilmiştir. Kadın bu konudaki tek yetkilidir. Aynı gebe evli ise kocadan izin almak zorundadır ki bu düzenleme ile evli kadının bebeğinin babasının kocası olduğunun da esasen bir varsayım olduğunu vurgulamak gerekir.

Gebelik de, doğum da, kürtaj da kadın bedeni üzerinde gerçekleşir. Tam da bu yüzden bunu “yapmama” kararı bizatihi kadını ilgilendirir. Aksi kadının beden bütünlüğüne saldırıdır. Bebek sahibi olmama konusunda kadın tek başına karar merciidir. Erkek bebeği istemediği halde doğuran kadın, bebeğin bakımını her açıdan tek başına üstlenmek zorunda kalır mı? Kalır/kalabilir. Ancak burada bedensel bir müdahaleden söz etmeyiz. Üstlenmek istemediği bir sorumluluğu üstlenmek zorunda bırakılmış bir erkekten söz edebiliriz en fazla. Bundan da kaçınmanın yolu basit. Bebek yapma riskini ortadan kaldıracak yollar malum. Böyle bir riskin olması erkeğe kadın bedeni üzerinde tahakküm kurma hakkı gibi üstün bir yetki vermez.

Sonuç olarak; bebeği karnında taşıyan, kendi bedenindeki kaynaklarla var eden, doğuran, bir ihtimal emziren, tüm bunları kendi bedeni ile yapan kadın; eğer bütün bu süreçlere dahil olmak istemiyorsa tek başına bu kararı verebilmelidir. Kendi bedeni üzerinde söz sahibi olacak tek kişi, kadının kendisidir. Kadınların kocaları dahil kimseye çocuk yapma borçları yoktur.

Geçtiğimiz hafta Yargıtay’ın gündeme düşen bir kararında doğum kontrol hapı kullandığını eşinden gizleyen kadın kusurlu bulundu. Aslında bu bakış açısını da aynı perspektiften değerlendirmek mümkün. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmadığı, kadınların boşanamasınlar diye rızaları dışında hamile bırakıldığı (bazen doğrudan cinsel saldırı bazen de rıza dışı kondom çıkarma gibi cinsel şiddet yöntemleriyle), boşanan erkeklerin sadece eşlerinden değil çocuklarından da boşandığı, iştirak nafakasını ödememek için kırk takla attığı bir toplumda yaşarken tarafların bu yöndeki sözüm ona dürüstlük yükümlülüklerinden bahsetmek çok pembe bir dünyada taraflı değerlendirmelerden ibaret. Çocuk yapmak istememe kararı bazen kocaya rağmen kadına bırakılmalıdır.

Hal böyle iken çocuğu olmasını çok isteyen baba adaylarının bu kararı verebilmede eşitlik talep etmeden önce ebeveynlik rollerini eşitlemenin mücadelesini vermeleri gerekir. “Bir çocuğa en iyi annesi bakar”, “ Çalışan anneler çocuklarını ihmal ediyor”, “Çocuklu kadınların çalışma hayatında yer almaması gerekir”, “Anne ile babanın rolü bir değil, elbette annenin daha çok sorumluluğu var” cümlelerine sahip çıkarken; “ama çocuk yapmama kararını annenin tek başına vermemesi gerekir, babaların da eşit hak ve sorumlulukları var” demek art niyetli bir tutarsızlıktan fazlası değil. hthayat

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Konuk Yazar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tunceli EMEK Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tunceli EMEK Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tunceli EMEK Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tunceli EMEK Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.