Edebiyatın Kopya Krizi: Yazarlar Arasındaki Çatışmanın Perde Arkası

Merve Aydın yazdı..

Bir süredir günümüzdeki yazarlar arasında da tartışılan hatta birbirlerine dava açmaya kadar giden bir konudan bahsetmek istiyorum: Kopyacılık…

Edebiyatta yazarlar birbirlerinden etkilenir ama aslında olay kopya çekmekten farklı bir şey.

Yani, bir yazarın eseri, başka bir eserden etkilenmiş olabilir ama bu demek değil ki tamamen aynısını kopyalamış.

Edebiyat biraz da eski eserlerden ilham alıp, onları kendi tarzıyla birleştirme işi. Yani yazarlar, önceki eserleri inceleyip, onlardan esinlenerek kendi özgün eserlerini yaratıyorlar. Yazarlar, sanki büyük bir piknikteki yemekler gibi, her birinden biraz alıp kendi özel tabaklarını hazırlıyorlar!

Edebiyat dünyası tam bir esinlenme havuzu. Mesela, düşünün bir kere, Shakespeare’in eserlerindeki hikâyeleri daha sonraki yazarlar da almış, onları biraz değiştirip modernleştirmiş. Yani, sanki Shakespeare’in eserleri bir moda dergisindeki giysi tasarımları gibi, her dönemden insanlar bir şeyler alıp onları günümüze uyarlamışlar.

Bazen yazarlar eski eserlerden o kadar etkilenmiş oluyor ki, “Eskilerden alıntı yapmak, onları çalmak değil; daha ziyade onları yüceltmektir!” diyorlar. Yani, aslında bu bir nevi övgü ve saygı işi. Yazarlar, geçmişten gelen bu mirası alıp, kendi yaratıcılıklarıyla birleştirerek yeni ve çeşitli eserler yaratıyorlar.

Mesela James Joyce, Marcel Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde” eserinden Proust’un o meşhur zaman ve bellek anlatımıyla. Sonra Joyce da “Ulysses”te benzer konulara dalıp karakterlerin iç dünyasını okuyucuya aktarmak için bilinç akışı tekniğini kullanmış.

Herman Melville’in “Moby Dick”i de Edgar Allan Poe’nun denizcilik ve gerilim ögelerinden etkilenmiş.

Yani Poe’nun eserinden alıntı yapmış gibi ama asıl iş, kendi başyapıtını yaratmakmış.

Bir de Franz Kafka var, o da Fyodor Dostoyevski’nin derinliklerinde yüzdüğü bir zamanlar. Kafka’nın “Dönüşüm”ü, insanın içindeki yalnızlık ve varoluş meselelerini işleyerek Dostoyevski’nin ruhani çatışmalarının izlerini taşımış.

Ve tabii, Margaret Atwood’un “Damızlık Kızın Öyküsü” eseri, George Orwell’in “1984”ünden etkilenmiş. Yani sanki bir eserin üzerine diğerinin şapkasını koymuş gibi ama sonuçta her biri kendi öyküsünü anlatıyor.

Shakespeare’in eserleri de klasik eserlerden etkilenmiştir. Örneğin, “Hamlet”, antik Yunan tragedya yazarlarından ve Viking mitolojisinden izler taşırken, “Macbeth” eseri Holinshed’s Chronicles adlı tarih kitabından etkilenmiştir.

William Faulkner, yazar Gabriel Garcia Marquez’in “Yüzyıllık Yalnızlık” eserinden etkilenmiştir. Marquez’in eseri, gerçeküstücü bir anlatımla aile tarihini anlatırken, Faulkner’in eserlerindeki karmaşık zaman anlayışından ve aile ilişkilerinin derinliğinden etkilenmiştir.

Günümüzde bazı yazarlar, aslında bir hikâyeyi, karakterleri veya genel kurguyu aynen kullanıp, sadece mekânı veya karakterleri değiştirerek yeni bir eser sunabiliyorlar. Yani, esasında temel hikâye ve fikir aynı, sadece dışarıdan bir gözlemci için bakıldığında sanki yeni bir şeymiş gibi gözüküyor.

Bu durumda, sanki eski bir kıyafetin üzerine yeni bir aksesuar takmış gibi oluyoruz. Yani temel yapı aynı, ama üzerine eklemeler yapılmış gibi. Bu da bazen edebiyat dünyasında özgünlük tartışmalarına neden olabilir. Sonuç olarak, esasen aynı fikir veya hikâye birkaç farklı şekilde sunulsa da bu durumda bazen yenilik arayışı eksik kalabiliyor gibi görünebilir. onedio

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Konuk Yazar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tunceli EMEK Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tunceli EMEK Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tunceli EMEK Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tunceli EMEK Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.