Utanca dair

Burcu Bağıran yazdı..

Sahip olduğun şeylerden dolayı utandığını fark ettiğin oldu mu?

Belki anne babanın eğitim durumları, meslekleri-kariyerleri, belki okuduğun okulun sana kattığı becerilerle edindiğin farklılıklar, belki oturduğun ev ya da kullandığın araba, belki çocuğunun başarıları, belki fiziksel özelliklerin, belki gezip gördüğün yerleri görmüş olma halin, belki işyerindeki pozisyonun, belki kendini ifade etme halin yani otantik varoluş halinden ve biricikliğinden utandığın oldu mu?

Hemen cevap vermeden evvel biraz düşünmeni isterim.

Belki Türkiye’nin sayılı okullarından birinden mezunsun ve bir konuşma esnasında “Aaaa, sen X üniversitesini mi bitirdin?” diyor konuştuğun kişi ya da “Yaaa, demek baban x işinde.” ya da “Ooo araban da çok güzelmiş, son model mi bu?!” ya da “Gerçekten X mahallesinde, şehrinde, ülkesinde mi yaşıyorsun?” diyor. Böyle cümleler duyduğun anda utanıyor olabilir misin? Böyle bir anda bedensel hislerine dikkatini verirsen utanç duygusunun bedeninde yarattığı hisleri fark edebilirsin. Utancın bedensel tepkileri kişiden kişiye değişmekle beraber çoğunlukla; yüzde kızarma, gülümseme, bedensel olarak geri çekilme, karında gerginlik hissi, midede kasılma, eli kolu nereye koyacağını bilememe, eli yüze götürme, el ile ağzı kapama, el ile yüzü kapama, sıcak basması, başı öne eğme, göz temasını kesme şeklinde görülebiliyor.

Verdiğim örnek cümleler üzerinden yaşadığın deneyimi hatırladığında bedeninde, saydığım bu ve benzeri tepkileri fark etmiş olabilirsin. Fark etmediysen de şimdi düşündüğünde bu tepkilerden birini verdiğini anımsayabilirsin. İşte bu bir utanç anı.

Peki ama biz neden utanıyoruz?

Uzmanlar utanç duygusunun bebekliğin erken safhalarında, 2 yaştan itibaren insanda geliştiğini söylüyor. Sosyal varlıklar olarak insanın gelişimi tek başına devam etmiyor. Sosyal varlık olmanın sonucu olarak toplumda, topluluk içinde yaşamayı öğrenirken bizi büyütenler duracağımız yeri belirleyebilmemiz için utanç mekanizmasını bilerek ya da bilmeyerek kullanıyorlar ya da şöyle diyeyim ki bizi büyütenler hatalıymış gibi bir algı oluşmasın; nesiller boyunca aktarılan çocuk büyütme yöntemlerinin içinde utanç/utandırma mekanizması var. “Aa çok ayıp, el ağıza götürülmez.” “Aa çok ayıp öyle denmez, böyle oturulmaz.” gibi.

Peki gelişim aşamasındaki insan yavrusunun sosyal gelişimini desteklemek için kullanılan utanç mekanizması ne oluyor da kişinin sahip olduklarından tutun da okuduğu okulun adından dahi utanmasına sebep oluyor?

Kendi okuma, araştırma süreçlerim ve yaşam deneyimlerime yaptığım derin içsel bakış çalışmalarından edindiğim farkındalıklar ve gelişimine şahitlik ettiğim bebekleri/çocukları gözlemlerken dikkatime gelenler çerçevesinde kişisel görüşüm, kişinin doğuştan getirdiği utanç duygusunu bebekliğinden itibaren öyle çok alanda gerekli gereksiz kullanıyoruz ki; bu kişinin içinde doz aşımı ya da toksik bir etki yaratıyor. Bebeklik döneminde ayıp olanla ayıp olmayanı ayırt edemezken, bu yetişkinliğe doğru ilerlediğimiz dönemlerde türlü türlü cümlelerle devam edince kişinin kendi doğasına yerleşmesinde soruna dönüşebiliyor. Diğer yandan, bebeklik evresinde, bebek halimizin sevimliliği ile bile yaptığımız davranışlar ayıp etiketiyle utanç mekanizması devreye sokularak eğitilirken, büyüme evresinde de bu sözde eğitim olgusunun içine yargılar, eleştiriler ve kıyas giriyor.

Sonuçta, kişinin kendi olma, otantik varlığını görünür kılma hallerine dair içinde yaşadığı ikilem (var olma halinin bazen takdir edilmesi ve bazen utanca sürüklemesi) kendi varlığından utanmak ve kendi varoluşuna yerleşmekle ilgili bir dengesizlik sonucunu doğuruyor.

Yetişkin kişiler arasındaki iletişimde, diğer kişiden duyulan ve belki de şaşkınlık içeren bir söylem kişinin algı alana takdir ifadesi olarak ulaşmayabiliyor ve kendi gerçekliğinden utanca kaymasına sebep olabiliyor. Ve bu öyle hızlı bir döngü ki, mili saniyeler içerisinde gerçekleşiveriyor.

Kimileriniz yazdıklarıma itiraz ediyor olabilir. "Hayır bende böyle bir durum yok, bunun bende bir karşılığı yok" diyor olabilir. Ben de öyle demiştim, konuya derince bakmadan evvel.

Her birimizin bilinçaltı örüntüleri farklı olmakla beraber açtığım programlarda, katıldığım etkinliklerde, birebir çalıştığım kişilerin deneyimlerinde ve/veya konuştuğum dost, arkadaş, tanıdıklarımın anlatımlarında hep aynı ihtiyaca özlemi fark ediyorum ve duyuyorum. Yine insan olmaktan getirdiğimiz “olduğumuz halimizle sevilmek (sevgi), kabul edilmek (kabul), ait hissetmek (aidiyet) ihtiyacı. Bunlar insan olmaktan gelen temel ihtiyaçlarımız. Bu ihtiyaçlar evrensel yani kişiden, kişinin ten renginden, dilinden, dininden bağımsız ihtiyaçlar.

Utanç güçlü bir duygu. Kişiler arası iletişimde sıklıkla utanç duygusunu deneyimleyen insanların hayatta kalmak için seçtiği stratejilerde birbirinden farklı oluyor. Bazılarımız savunmaya geçerek, bazılarımız geri çekilerek-sessizleşerek, bazılarımız suçlayarak kendi hayatta kalma döngüsünü yaratıyor. Sinir sisteminin bu koruma fonksiyonları ilişkiler içindeki iletişimde hızlıca devreye giriyor. Ve işte o hızlıca devreye girdiği yerde çatışmalar, kırgınlıklar, küskünlükler, ayrılan yollar, biten ilişkiler, bir biçimde süren ve içinde huzur mutluluk barındırmayan ilişkilenmelerle hayat geçip gidiyor.

Yazdıklarımla bir bağ kurabildin mi?

Burada ifade ettiklerim sana hayat yolculuğunda yaşadığın bir deneyimi çağrıştırdı mı?

Kendi varoluş haline yerleşemediğin, hızlıca utanca sürüklendiğin anlar var mı geçmiş deneyimlerinde?

Yakın ilişkilerinde, utancını fark etmeden hızlıca savunma mekanizmalarının devreye girdiği anların farkında mısın?

Bu anlardan birinin sonucu olarak yaptığın bir seçim belki bir ilişkinin bitmesi sonucunu doğurdu. Belki yaşadığın utanç anlarının sonucunda şu an öfkeli, kaygılı, mükemmeliyetçi bir kişiliğin var ve bu yapın sonucu ilişkilerinde zorlanıyorsun. İfadelerimi kesinlikle böyledir diye algılamak yerine kendi içsel deneyimine bir de böyle bakmayı denemek ister misin?

İnsan doğandan gelen utanç duygusunun senin ve ilişkilerin üzerindeki etkisini fark etmene katkı olması niyetiyle,

Keyifli keşifler.hthayat

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Konuk Yazar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tunceli EMEK Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tunceli EMEK Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tunceli EMEK Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tunceli EMEK Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.