OTOFAJİ HASTALIĞINA YAKALANMIŞ BİR TOPLUM

Sevgili HÜSNİYE KARAKOYUN, "AH ŞU SEÇİMLER!" başlığıyla hastalıklı ahvalimize parmak basan bir yazı kaleme almış...

İyi de etmiş....Ali Haydar ÇAVUŞ Yazdı...

Yüzyıllar boyunca; baskı, sürgün, katliam, kan ve gözyaşı görmüş, ötekileştirilmiş, acılarla yoğrulup gelmiş bir toplum olarak bu acılardan pozitif değerler üreterek yol haritamızı çizen bir toplum olamamışız.

Şiddet, baskı ve haksızlıklara uğrayanlar, duygu ve psikoloji olarak iki farklı yöne evrilme durumuyla karşı karşıya kalırlar…

Bunlardan birincisi; kötülüklere ve haksızlıklara uğramanın yarattığı olumsuzlukları ve bunun yıkıcı sonuçlarını yaşayan bireyler olarak başkalarının bu durumu yaşamaması için vicdani, insani ve ahlaki vb. değerleri kuşanır ve bunların gereklerini yerine getirir.

Yani "Ben bu kötülükleri yaşadım başkası yaşamasın" duygusuyla daha pozitif, anlayışlı, hoşgörülü ve paylaşımcı olurlar.

Kimseye kötülük yapmayı düşünmez ve buna seyirci de kalmazlar.

Bunlardan ikincisi ise; yaşadıkları olumsuzluk ve kötülükleri içselleştirip öfke ve şiddetle donanmış, kötülüğe odaklanmış "Ben bu kötülükleri yaşadıysam onlar da yaşasın" duygusuyla motive olmuş kişilerdir.

Ve toplumumuzda bu ikinci tip kişiliklerin ağırlıkta olduğunun her geçen gün dahada açığa çıktığına tanıklık ediyoruz.

Bugün daha net olarak gün ışığına çıkan gerçekliğimiz şöyledir;

1970'lere kadar Aşiret Ağalarının korkusundan ve Pirlerin ve Dedelerin manevi otoritesinden dolayı sokulan tünelde yol aldı bu toplum.

1970'lerden sonra ise Aşiret Ağaları ve Pir/Dede kontrolünü zayıflatarak kontrolü ele alan Siyasal örgütlerin kontrolündeki tünellerde yol almaya devam etti.

Son yıllarda bu siyasal örgütlerin etkileri kırılınca genetik kodlarımıza dönerek zincirlerinden boşalırcasına gerçek kimliğini ortaya koymaya başladı..

Ve bu son yıllarda bilinçli bir yıkım politikası işleme sokuldu.

Amaçlanan şey; ahlaki, kültürü, inancı, değerleri, yaşam felsefesi ve ritüelleri ellerinden alınmış, çırılçıplak soyulmuş, kendine ve değerlerine uzak bir toplum yaratıp yeni bir tünele sokmaktı, ki bu ciddi olarak da başarıldı. 

Çünkü; öz benliğimiz dış müdahalelerle dizayn edilmeye müsaitti demek ki.

Ve en ufak bir çelişkide kardeş kardeşi vurmaya başladı. Taciz ve tecavüzlerin belirginleştiği, uyuşturucu kıskacına sokulduğu, ciddi olarak yok olmaya yüz tutmuş olan aşiretçilik ve ezbetçiliğin yeniden hortladığı, rahatlıkla cinayetlerin işlendiği ve çok kolay biçimde intiharların yaşandığı bir toplum yaratıldı.

Ve yaratılan bu durumda, toplum olarak bizim iki yüzümüzün varlığı daha da belirginleşti.

Bunlardan biri dışarıdan görünen yüzümüz, yani bize biçilen misyonumuz, diğeri de içerideki yüzümüz ve kendi içimizdeki ahvalimiz yani biz bize muhabbetimiz !

Dışarıdan bakıldığında; aydın, bilinçli, dayanışmacı ve kenetlenmesi güçlü, inanç ve değerlerine bağlı bir toplum olarak görünmesine rağmen, içeriden yaşadığı gerçeklere bakıldığında ise kendi içinde yaşadığı hiçte öyle değildir.

Bu nedene; "Biz bize yeteriz düşmana gerek yok" deyimi tam da bizim için söylenmiş gibi.

Toplumumuz  Antik Yunan’da ‘KENDİ KENDİNİ YEMEK ’ anlamına gelen OTOFAJİ hastalığına yakalanmış gibi kendini tüketmeye başlamıştır.

Hüsniye Karakoyun'un da üzerine parmak bastığı gibi bir toplum olmuş durumdayız.

Liyakatin, kapasitenin, birikimin, projelerin, önemsenmediği, toplum için çıkara endeksli aşiretçiliğin, ezberciliğin rağbet gördüğü, bu toplum için bir şeyler yapmak isteyen, bunun için pek çok bedeller ödeyip fedakârlıklar yapan birikimli donanımlı kişilerin itibarsızlaştırılması, algılar yaratılması, çelme takılıp düşürülmesi gibi basit ayak oyunlarıyla topluma fayda sağlayacak kişilerin ekarte edilmesi gibi tezgahların işlendiği bir toplum haline gelmiştir. 

Her devrin ve her kişinin adamı olmak, yalaka, riyakar olmak, alevere dalevera tezgâhları içinde olmak muteber olmuştur.

Kısacası toplum "KENDİ KENDİNİ YEMEK" anlamına gelen OTOFAJİ hastalığına yakalanmıştır. Hemen herkes bu durumdan şikayetçi gibi görünmekte ama hep beraber bu tabloyu seyretmekteyiz…

Bir toplumun değerleri, inançları ve kültürüyle tükenişine tanık oluyoruz…

Ali Haydar ÇAVUŞ

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Konuk Yazar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tunceli EMEK Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tunceli EMEK Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tunceli EMEK Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tunceli EMEK Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.