Sanat Eserinin Değerinin Biçilmesi ve Sanatsal Züppelik

                    Mustafa Günen Yazdı…

Dostlar bugün çok gerekli olduğu için ülkemizdeki sanatın durumuna değineceğim. Tabii önce yanlış değerlendirme olmasın diye başlıktaki züppe kelimesini açıklayayım.

Züppe: Seçkin görünmek için, bazı çevrelerdeki düşünceleri benimseyen, hayranlık duyan ve onlar gibi davranmaya özenen- TDK).

Neden züppelik başlığı kullandım? Zira ülkemiz sanat camiasında maalesef sanat konusunda ben diyeyim bilgisizlik, siz deyin cehaletten, tuhaf algılar hakimdir. Züppelik konusuna gelmeden önce bu cehaletin nedeni, zemini konusunda bir şeyler söyleyeyim.

Sanat eseri özellikle ellili yıllardan itibaren fiyatlandırma sorunuyla yüz yüze gelmiştir.

Eserlerin çok yüksek ederlere ulaşmasından dolayı sanat eseri ayrıca yatırım objesi haline gelmiştir. Tabii böyle olunca da eserin ederinin belirlenmesi, sanat insanlarından çok alıcıların kontrolüne geçmiştir. Bu sonuç sanatın gelişimi için olması gereken bir durumdur. Ancak bu gelişme sorunları da beraberinde getirmiştir. Esere çok yüksek meblağlar ödeyen insanlar, doğal ve haklı olarak yatırımlarını korumak için en iyi bildikleri yöntem olan piyasa yöntemine yani ticari kurallara göre davranmış ve şekil vermişlerdir. Buna bağlı olarak da birçok sanat eleştirmeni sanat kuramcıları çeşitli nedenlerle bu duruma entegre olmuşlardır.

Sonucunda eserlerin aynı zamanda artık bir piyasa değeri olarak değerlendirilmesinden dolayı yapıtlar iki kategoriye ayrılmıştır. Birincisi; sanat değeri olan eserler. İkincisi; piyasa değeri olan eserler olmuştur. Bu ayırım zorunlu hale gelmiştir. Tabii bu durum ister istemez sanatçıyı da aynı tasnif içine koymuştur. Dolayısıyla kimi sanatçılar piyasa değeri ölçütleri doğrultusunda yapıt üretmeyi seçmiş. Çok sayıda sanatçı da sanat değeri olan eserler üretmede ısrarcı olmuşlardır. Bunların içinde tüm dünyaya entegre olmuş hem sanat değeri yüksek hem de fiyatı çok yüksek yapıtlar üreten sanatçılar az değildir. İşte bizde bir türlü gerçekleşmeyen durum budur.

Düşünün bakalım, sanat değeri olduğu için eserleri dünya koleksiyonerleri tarafından yana yakıla aranan bir sanatçımız var mı? Maalesef yok! Olsaydı çoktan milyon dolarlar edeceği için bu sanatçılarımızın eserlerini Türkiye’de bulmak mümkün olmazdı. Ve özellikle soyut sanat dünyasında saygın bir yerimiz olurdu. Bu duruma ilişkin duayen sanatçımız merhum Burhan Doğançay’ın bir röportajından alıntı aktararak devam edeyim.

“- Kısa süre önce 'dünyanın en değerli ilk 250 sanatçısı' arasında yer aldınız ama?

B.D- Güzel bir şey elbette ama dünya sıralamasına göre gülünç! Mesela Dubai'de Christie's müzayedesi oluyor; Mısırlılar, İranlılar, Suriyeliler bize fark atıyor. Neredeyse Afganistanlılar da fark atacak! (Burhan Doğançay. T24 01 Ağustos 2010)

Görüldüğü gibi merhum hocamız bizim sanatımızın dünyadaki yerini özetlemiş. Ama gelin görün ki sanat camiamız birkaç istisna dışında kelimenin tam anlamıyla kafasını kuma sokmuş bu gerçeği görmüyor ve de ısrarla batıda yapılanları taklit ederek hatta adeta klonlayarak sanat yapmayı sürdürüyorlar. Orada kalsalar neyse diyeceğim. Ama işin boyutu burada bitmiyor. Bu kişiler içinde bulundukları noktayı da tam bir sanat cahili argümanlarla izah etmaye kalkıyorlar. Bu argümanların en önemlisi de insan evriminin çok temelinde olan sanat istencini kendilerince tasnif ederek önceki, geçmiş sanatı yok saymaya kalkışmalarıdır. Bunlardan bazıları “natürel resim, realist resim (halk dilinde klasik resim) dönemi artık bitmiştir gibi argümanlardır. Öncelikle batıda birkaç sanatçının kişisel görüşü dışında gerçek sanat camiasında böyle ciddiyetsiz hatta gülünç yorumlara pek rastlayamazsınız diyerek konuya devam edeyim.

Ülkemizde modern resim alanındaki bazı bilgisizler bu ciddiyetsizliği o kadar ileri götürdüler ki “artık resim yalnızca soyut olarak var olabilir, klasik resim, realist resim artık dönemi bitti, geçmişte kaldı" diyenler vardır.

Hatta 'sanattan sayılmaz, sanat değildir” gibi zavallı ifadeler bile söylenmiştir. Yukarıda da belirttim, bu şekildeki yorumlar sanatın ne olduğunu hiç bilmemektir. Böyle düşünenlere sormak lazım; natüralist, realist (klasik) resmin dönemi bittiyse artık sanattan sayılmayacaksa, o zaman Leonardo’nun Mona Lisa’sını ne olarak tanımlayacaklar? Sanatsal fosil mi diyecekler? Rembrandt'ın resimlerine ne diyecekler? Yüksek teknikle yapılmış ayrıntılı mağara resmi mi? Michelangelo'nun heykellerini arkeolojik kalıntı mı sayacağız? Ayrıca yüz binlerce klasik eserlerin bulunduğu sanat müzelerine ne diyecekler? Arkeoloji müzesi olarak mı tanımlayacaklar?

Tabii iş bunula bitmiyor, madalyonun bir de öbür yüzü var. Güzel sanatlar yalnızca plastik sanatlar değildir. Müzik, edebiyat da güzel sanatlara dahildir. Ancak hiç bir pop müzik sanatçısı “artık klasik Türk sanat müziği dönemi bitmiştir, müzik değildir vs. ” hadsizliği yapmaz, yapamaz. Ha keza yine hiç bir yazar, “klasik romanların dönemi geçmiştir, artık değerini kaybetmiştir vs.” deme gafletinde bulunmaz.

Görüldüğü gibi eğer söylemler eylemler sorgulanmazsa böyle komik sonuçlar ortaya çıkar. Oysa klasik ya da modern, iki boyutlu düzlem üzerine veya üç boyutlu olarak yapılan bütün ekoller sanatın kapsamındadır. Dolayısıyla hiçbir ekol, tarz, görüş, sanatı kendi kategorisine indirgeyemez veya diğerlerini sanat dışı sayamaz. Sanat moda değildir ki trend olsun veya dönemi bitsin! Elbette sanatseverler zaman zaman çeşitli akımlara tıpkı moda muamelesi yapıp daha çok ilgi gösterebilir. Ancak sanat izleyicinin eğilimiyle ilgilenmez. Sanatın gelişimi moda şeklinde değil, bilimsel gelişime benzer. İşte bu nedenlerle içeriksiz ve sanat dışı yorumlara sanatsal züppelik dedim.

Sanatı değerlendirme ölçütünde bir başka aymazlık daha var, o da; sanat eserini üzerindeki işçilik ve emekle değerlendirmek gibi “zanaat” ile sanatı karıştırma cehaletidir.

Bir eserden bahsederken ince ince işlemiş, üzerinde çok emek var ifadelerini sıklıkla duyarsınız. Eserin üzerinde şu kadar sayıda şekil var, bu kadar çizgi var, renk var. Ya da eğer figüratif ise şu kadar sayıda bina var, insanlar var, binlerce balık var, binlerce kuş yapmış gibi ifadelerle, görsel nicelik üzerinden sanatsal değerini izah etme cehaleti gösterirler. Oysa sanatın gerçekliği çok farklıdır. Soyut resmin babası Kandinsky ile Mondrian, Malevich hatta picasso’yu da dahil edebiliriz, yapıtları emek açısından çok zayıftır. Modrian’ın neoplastisizm adını verdiği renkler ve geometrik şekiller arasındaki ilişkilere dayalı, üslupta dikey yatay çizgiler arasında rastgele ortaya çıkan geometrik şekillere, hele Malevich’in suprematizm ekolünde temel geometrik formlara indirgeyerek yaptığı tuvali kaplayan ve sadece tek bir siyah kare olan yapıta ne diyeceksiniz? Üzerindeki görsel emek neredeyse sıfır sayılır.

O zaman bu zihniyete göre bunlarda emek yok öyleyse iyi bir sanat sayılmaz demektir. Uzatmayayım müzelerde böyle üzerinde emek olmayan binlerce soyut esere rastlarsınız. Çünkü sanatta emek kaygısı yoktur. Sanatın emek gereken kısmı sanatçının zihnidir. Tüm emek orada başlar orada biter. Dolayısıyla ne kadar zahmetli olursa olsun ortaya konulan obje üzerindeki sayısal niteliklerin tümü kompozisyon gereğidir. Sanatsal değerlendirilmesinde bir kriter değildir, olamaz.

Tabii, ülkemizdeki özellikle soyut sanat konusundaki bilgisizlik ve aymazlıklar bunlarla bitmiyor. Bir de ülkemizde evlere şenlik, ciddiyetsiz olan sanat eserinin fiyatlandırma sorunu var. Gelişmiş ülkelerin büyük ölçüde çözdüğü ama biz de eseri fiyatlandırma hiç güven vermeyen, son derece şüpheli, zemini kaygan bir durumda yürütülüyor. Ve bir hayli sorunlar ortaya çıkıyor. Oysa sanatla fiyatı, ederi asla bir araya gelmez ve gelmemelidir.

Bir başka zemini kaygan konu da “dekoratif soyut sanat” saçmalığıdır. Sanat eserine dekorasyon objesi zihniyetiyle bakmak, sanat bilincinin ne kadar aşağı seviyelerde olduğunun göstergesidir. Maalesef bizdeki modern soyut sanatta hala çok yaygın bir üretim şeklidir. Gelecek bölümde şaşırtıcı örneklerle bunlara devam edeceğim. Onedio

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hayata Dair - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tunceli EMEK Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tunceli EMEK Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tunceli EMEK Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tunceli EMEK Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Yeni seçilen belediye başkanları sizce ne tür çalışmalara öncelik vermeli?